• İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

    İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

  • Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

Saldırılarınız boşa çıkacaktır!

Aliekber Pektaş

Turgut Öker ve Alevileri susturamayacaksınız!
AKP devleti, Saray ve tüm gerici yobazların, Alevilere yönelik saldırıları, komploları boşa çıkacaktır! AKP devleti, Saray Alevilere, Alevi önderlerine, kadrolarına ve kanaat önderlerine yönelik olarak sürekli bir komplo ve saldırılar peşindedir. Bu saldırılarını boşa çıkaracağız!

AKP devleti, Saray, bu saldırılarına yenisini eklemek için harekete geçmiş durumdadır. Avrupa Alevi hareketinin önder kadrolarından, AABK Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu onursal genel başkanı, 24 dönem HDP Halkların Demokratik Partisi Milletvekili, TBMM üyesi Turgut Öker hakkında davalar açarak, kendi oyun alanları içinde olan yargı kurumları ve mahkemelerde, 'yargılayarak susturma' 'ekarte' etme çabalarına ağırlık kazandırmaktadırlar.

AKP devleti, Sarayın, uzun süredir Avrupa Alevi hareketi ve güzide kurumu AABK'a yönelik, çeşitli komplo ve karalama kampanyası yürüttüğü kamuoyunun bilgisi dâhilindedir. Saray, R.T. Erdoğan her fırsatta, Avrupa Alevi hareketini ve AABK'yı, gündemine alarak, yalan ve iftiralarla karalama kampanyası yürütmektedir. Ama ne hikmetse, bu kampanyalarının fazlaca itibar görmediğide, bilinmektedir.

Dönem-dönem Avrupalı meslektaşlarına, yetkili kurumlarına, AABK'yı, şikâyet ederek bir yerlere varacağını, 'uman' AKP devleti, Saray, sürekli olarak, 'tezlerinin' boşlukta kaldığının acısını tatmaktadır. İleri sürdükleri, 'savlarına' itibar edilmemesi, bu zatları çılgına çevirmekte ve yeni saldırılarla kapatma çabasına itmektedir.

AKP devleti ve Sarayın, Avrupa kamuoyundan sonuç alamaması, 'gladyatörleri' çıldırtmaktadır. Yeni yollar, yeni yöntemler arayarak, Avrupa alevi hareketini ve Alevilerin güzide kurumu AABK'yı susturma, 'ekarte' etme uğraşındadırlar.

Turgut Öker'in çeşitli tarihlerdeki, bir kısmı Milletvekili olduğu ve seçim dönemini içeren konuşmaları ve açıklaması olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı R.T- Erdoğan'a yönelik, 'hakaret' suçundan dava açılmış durumdadır.

Turgut Öker'in, davalara ilişkin kendi açıklamasına bakalım; ''Maraş, Hatay ve İstanbul savcılıkları, Maraş katliamı anma ve muhtelif etkinliklerdeki konuşmalarından ve Erdoğan'a hakaretten dolayı Turgut Öker'e dava açtığını yazılı bir metinle bildirdi. Hakkında açılan davalara ilişkin alevinet.com'a konuşan Turgut Öker, «Son bir yıl içinde, 1 Eylül Dünya Barış Günü Hatay'da yapılan yürüyüşte, İstanbul'da Suruç katliamını protesto yürüyüşünde, geçen yıl Maraş katliamını protesto eyleminde yaptığım konuşmalarda «Cumhurbaşkanı'na » hakaret ettiğim iddiası ile 3 ayrı dava açıldığını dün bana bildirdiler''

Turgut Öker'in, açıklamasından görüleceği gibi, AKP devletinin, Saray faşizminin uygulamalarını eleştirmek, muhalif olmak, gerçekleri toplumla paylaşmak, en önemlisi de, Alevi olmak, AKP devleti ve Sarayı önemli derecede rahatız etmektedir.

Turgut Öker; bu konuşmalarında, AKP devletinin, Sarayın faşizan uygulamalarına, karşı bir duruş sergilemiştir. AKP devletinin, Sarayın, Alevilere, topluma bakış açısı olan, ''kamplaştırma, ötekileştirme politikalarını'' eleştirerek, Saraya muhalefet etmiştir. Turgut Öker, en demokratik hakkını kullanmıştır.

Kimliğini kiraya veren, politikacılar, kalemini satan yazarlar ve ekonomik ilişkileri dolayısıyla, biat eden kendine, 'alevi kanaat önderi' yakıştırmasında bulunan, fikir fukaralarından ayrılarak, gerekeni yapmıştır.

Bu vb. gerekçelerle Turgut Öker'i, yargılamak, mahkûm etmeye çalışmak, abesle iştigaldir. AKP devleti ve Sarayın amacı, Alevileri yeni asimilasyon yöntemleriyle susturma girişimidir. Bu asimilasyonun yeni adı, yargısal asimilasyondur.

Bu yargısal saldırı kampanyası sadece Turgut Ökere yapılmış bir kampanya değil, genel olarak tüm Alevi camiasına ve Avrupa Alevi hareketine yapılmış saldırı olarak algılanacaktır.

Avrupa alevi hareketi konuya ilişkin hassasiyetini kamuoyuna deklare etmektedir; ''Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu onursal başkanı Turgut Öker hakkında açılan üç ayrı dava için Aleviler açıklama yaptı. AABK tarafından yapılan açıklamada, «Sermayenin ve iktidarın pazarında ruhunu satılığa ve aklını hamallık için kiraya çıkaran iktidar kölelerine sesleniyoruz: Bugün Turgut Öker'e karşı açılan davaları, onurlu mücadelemizin taçlandırılması olarak algılar, hepimize karşı açılmış sayarız. Ortak irademizi mahkeme salonlarına da yansıtmayı biliriz.» denildi...

Yukarda da, belirtildiği gibi Avrupa Alevi hareketi, Aleviler, yoldaşları Turgut Öker'i yalnız bırakmayacaklardır.

Aleviler, AKP devleti ve Sarayın saldırıları karşısında, bir bütün olarak, Turgut Öker etrafında bütünleşerek, saldırıları göğüsleyerek, püskürteceklerdir!

25 Mart 2016
E posta: aliekber.pektas@yoltv. eu
Face:aliekber.pektas
Twitter: @AliekberP

Sanatçıya, 'rol' biçme!

Aliekber Pektaş

Ülkemin güzel insanları, toplumumuzun duyarlı, sağduyulu insanları yaşadıklarımızı, ördüklerimizi duyduklarımızı yok mu, sayacağız?

AKP devleti, Saray, Aktröller alabildiğince toplumsal yaşamımıza, yaşam tarzımıza, kültürel hazinemize, sanatsal etkinliklerimize ve bunları icra edenlere alabildiğince saldırmaktadırlar.

Geçtiğimiz günlerde, Tiyatro, Sinema ve TV dizisi Sanatçısı Füsun Demirel, AKP devleti ve yandaş basın, havuz medyası, Aktröller Füsun Demirel'e yönelik bir linç kampanyası başlatmıştır.

Sanata,  Tiyatroya, Sinemaya, yaşamın güzelliklerine düşman olan bu yobaz güruhun saldırıları karşısında, Sanatçı Füsun Demirel'e, sahip çıkmalıyız, Füsun Demirel'le dayanışma içinde olmalıyız.

Peki, Füsun Demirel ne yapmıştı da, aktröllerin saldırısına ve linç kampanyasına maruz bırakılmaktadır. Füsun Demirel, Cumhuriyet Gazetesi ile yaptığı röportaj da, sorulara verdiği cevabında, ''ben devrimci bir ailede yetiştim'' demektedir. Röportajının devamın, ''hangi rolü oynamak isterdin? ''Sorusuna karşılık; ''çok var mesela dağdaki gerilla kadını, anasını anne-annesini oynamak isterim'' cevabını vermektedir.

Bir Sanatçının herhangi rolü oynamasını, 'arzulaması, belirtmesi' kadar insani ve Sanata olan aşkını belirtmesi kadar normal bir durum olamaz.

''Füsun Demirel bir oyuncu ve bir gazete röportajında oynamak istediği bir karakterden söz etti. Malum oyuncular rol icabı öldüklerinde ölmez, katil olduklarında öldürmez, diktatör olduklarında demokratik haklarınızı çiğnemez ya da çete reisi olduklarında banka soyup uyuşturucu ticareti yapmazlar.''

Füsun Demirel'in,  bu açıklamalarını gerekçe gösteren, yaşanılan her sürece, 'dindar' ve 'kindar' pencereden yaklaşmayı marifet zanneden, aklını ve kalemini AKP devletine, 'kiraya vermiş' fikir fukarası zavallılar bu linç kampanyasının başını çekmektedirler.

Çünkü AKP devleti, Saray kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi inanmayan, kendileri gibi konuşmayan, kendileri gibi Sanata, Dünyaya bakmayan her şeye ama her şeye düşmandırlar.

Sanata, aydınlara, yazarlara, akademisyenlere teamül edemeyen Saray, Cumhurbaşkanı açıklama yaptı, muktedir buyurmaktadır ki; ''Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yöneticisi olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez.''

Öyleyse AKP devletine, Saraya muhalefet eden, karşı duruş sergileyen herkes, 'teröristtir' mutlaka, 'bet raf' edilmelidir.

''Terör tanımını, terörist tanımını en kısa sürede yeniden yapılarak Ceza Kanunumuza derç etmeliyiz diye düşünüyorum. Terör örgütlerine destek verdikleri için güvenlik güçlerimizce yakalanan kişilerin adliyenin bir kapısından girip, diğerinden çıkıp gitmesi artık tahammül edebileceğimiz bir durum değildir. Bu mesele düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü veya örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir.''

Saraydaki muktedirin açıklamasından anlaşılan önümüzdeki günlerde saldırlar yoğunlaşacaktır. Saldırıların yoğunlaştığı alanlardan en önemlisi ise, yaşamımız, yazılarımız, kültürümüz, hayat tarzımızın olacağı gerçeğini gözden kaçırmamalıyız.

Yandaş, havuz medyası bu saldırıların başını çekecektir. Her gün biraz daha yaşamımız zorlaştırılacaktır. Zaman-zaman Ankara da olduğu gibi bombalı saldırıların hedefi haline geleceğiz, baksanıza havuz medyasının kana susamış aktrölleri, 'terörle yaşamaya' alışmalıyız diyebilmektedir.

AKP devleti, Saray terörden beslenmeyi kendine marifet olarak algılamaktadır. Ülkemizde ne kadar çok kaos ortamı olursa, ne kadar çok terör, katliam olursa, 'kendini mağdur' edebiyatıyla topluma sunacağını zannetmektedir. AKP devleti, Saray, terör ize edilen, ortamda kaos ne kadar artarsa, toplum, O kadar sindirilir stratejisine başvurmaktadır.

Muktedir bununla da yetinmeyip, toplumu cendere içine alıp sıkıştırma hesapları peşindedir. Bakın muktedir ne buyurmaktadır; «Elinde silahı olan teröristle, unvanını ve kalemini teröre destek olma noktasında kullananların arasında fark yoktur»

Anlaşılan ülkemiz yeni bir saldırının eşiğindedir. AKP devleti, Saray kendisi korkularıyla yaşadığı için, 'intikam' duygusu ile yaklaşmakta, kendisi gibi düşünmeyenleri, inanmayanları, 'cezalandırmak' kaygısına düşmektedir. Bu saldırıların ilk hedefleri arasında, aydınlar, sanatçılar, yazarlar, medya ve basın mensuplarının olması hiçte sürpriz olmayacaktır.

Bu nedenle, aydınlarımız, sanatçılar, yazarlar, medya ve basın mensupları dayanışma içinde el-ele vermek durumundadırlar.

Aksi durumda Almanya Berlin'de 2. Dünya savaşı döneminde kilise papazının başına gelenlerle karşı-karşıya kalırız.

Aliekber Pektaş 15 Mart 2016

E posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

Face:aliekber.pektas

Aynılar, aynı yerdeler!

Aliekber Pektaş

Ülkemiz insanlarının ortak, 'kaderlerimidir' bilinmez ama aynıların aynı yerde pozisyon aldıkları tarihimizde sürekli yer aldıkları bilinmektedir.

Kapitalist sermaye sahiplerinin ortak yanlarından öne çıkanı, her zaman halklarımıza karşı ortak hareket etmeleridir. Bu birlikteliklerini sağlayan, çatı örgütlenmeleri olarak gördükleri elerinde bulundurdukları devlet denen cebir aygıtıdır, dersek fazlada abartılı olmayacağını belirtebilirim.

Devlet aygıtı, sermaye grup ve çevrelerinin ayakta kalması ve sömürülerinin en önemli dayanaklarındandır. Bu nedenle, devlet aygıtının yaptıkları istisnasız her kötülük yadsınmaktadır.
8 Ocak 2016 Cuma günü Doğan grubuna mensup Kanal D TV'de, yayınlanan, Beyazıt Öztürk'e, ait Schov programında, Telefonla Diyarbakır'dan katılan Ayşe Çelik öğretmenin, Kürt coğrafyasında yaşanan gerçekleri dile getirmesi, Türkiye hâkim güçlerini, savaş sevicilerini önemli derecede rahatsız etmektedir.

Savaş konsepti dayatmasında yan-yana olmaktan her zaman haz alan Doğan sermaye grubu, devlet aygıtını korumak adına, AKP devleti ile yan-yana, aynı yerde olduğunu açıklaması fazlada gecikmedi...

''Kanal D, Beyaz Show'a bağlanarak Diyarbakır'da süren çatışmaları topluma ulaştırmak için, Ayşe çelik öğretmen, açık net, mesleğine uygun davranışlarda bulunarak, insani duygusunu dile getirmiştir. Ülkemizin topraklarının bir bölümünde, Kürtlerin yaşadığı coğrafyada savaş konsepti dayatmasına uygun olarak katliamlar yaşanmaktadır. Bu katliamlara karşı duygularını dile getirmek için Beyaz Schowa katılarak, ''Diyarbakır'da süren çatışmalara Sessiz kalmayın. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın» söyleminde bulunmuştur.

Bu gelişme karşısında Doğan medya grubu, kanal D yöneticileri, durdukları yere uygun olarak gecikmeden bir açıklama yapmışlardır.

"08.01.2016 tarihli Beyaz Show Programı'nda gerçekleştirilen bir telefon bağlantısına dair yaşananları kamuoyuyla paylaşma lüzumu hissettik. Beyazıt Öztürk, 20 yıldır Kanal D ekranında herkesin çok yakından bildiği, eğlence içerikli show programı yapmaktadır. Dün gece yayından sonra, yaptığımız araştırma sonucunda elde ettiğimiz bilgiler aşağıdaki gibidir; Kendisini Ayşe Çelik, Öğretmen olarak tanıtan kişi, konuklara 'ünlü olmadan önce yaptığınız ve şimdi özlediğiniz neler var', 'hayranlarınızla başınıza gelen en tuhaf şey nedir', 'kendinizi eleştirirseniz neyinizi eleştirirsiniz' sorularını sormak istediğini aktarmıştır.

Doğan TV ve Kanal D ilk günden bugüne devletin yanında yer almıştır. Altını çizerek bir kez daha belirtmek isteriz ki hiçbir suiistimal ve iftira çizgimizi ve duruşumuzu değiştirmeyecektir. İyi niyetle bakan gözlerin hemen fark edebileceği bu provokasyona karşı Kanal D Yönetimi söz konusu kişiye dair tüm hukuki süreçleri işletecektir. Kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Program yayınlandığı esnada, programın sunucusu Beyazıt Öztürk, konukları ve gerekse programı izlemeye gelen misafir izleyiciler gereken tepkiyi göstererek, Ayşe Çelik öğretmeni cani gönülden alkışlamışlardır. Bu davranışları insani ve takdire şayan davranıştır.

AKP devleti medyası yayınlanan programın arkasında, Beyazıt Öztürk ve programına yönelik linç kampanyası başlatmıştır. Geleneksel ve klasik devletlerin ortak yanları, eleştiri kabul görmemeleridir. AKP devleti, yandaş basın, geleneksel devletin korunmasından yan olan basın, kendilerine uygun davranışta bulunmaktan çekinmemişlerdir.

Bu davranışları, basın ilkesine uygun olmadığı kadar, ahlaki bir davranışta değildir. Sayfalarını savaş, kan, acı ve ölümlerle, 'süsleyenlerden' başkasını beklemek hayalcilik olur.

Toplum nezdinde sürekli olarak, 'bağımsız' medya grubu gösterisinde bulunan Doğan medya grubunun, ortak çıkarları gündeme geldiğinde, aynılarla, aynı yerde durduğu gözlemleyebilmekteyiz.
Bir gerçek vardır. Doğan medya grubu, Aydın Doğan, ''Doğan TV ve Kanal D ilk günden bugüne devletin yanında yer almıştır. Altını çizerek bir kez daha belirtmek isteriz ki hiçbir suiistimal ve iftira çizgimizi ve duruşumuzu değiştirmeyecektir.''

Evet, bizler toplumun aydınları, vicdan sahipleri, ötekileştirilenler bu gerçeği bilmekteyiz. Manipülasyonlarla etkilediğiniz milyonların bu gerçeği kavraması için yaşanılması gerekenler yaşandığında, saflarınızı belirlemekten, 'çekinmediğinizi' görmelerini sağlamaktasınız.

Söylenecek bir tek söz var. Yaşanılan savaş dayatmasında, katliamlarda, anaların ağlamasında, kan akıtılmasında, acıların yaşanmasında hep aynı yerde durdunuz. Bugünde durmaya devam etmekten, 'haz' aldığınızı bu vesile ile açıklamış oldunuz.

Siz aynılar, 'aynı yerde durmaya devam edin.' Toplumsal güçler, halklarımız, demokrasi güçlerde ortak bir cephede aynı yerde olacaklardır!

9 Ocak 2016
E posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Face:aliekber.pektas

Twitter: @AliekberP

Bir fotoğraf ve timsah gözyaşları!

Aliekber Pektaş

Timsah kendi yavrusunu afiyetle yedikten sonra, gözlerini ıslatır, gözyaşlarını akıtırmış. Bu vaka canlılar arasında pekte yaygın olmayan ve istisna olan bir vakadır.

Kabul edelim ki, timsah bir hayvandır. Kendi yavrusunu midesine indirdikten sonra, gözyaşları döküyor.

Vahşi kapitalist sistemin ve temsilcilerinin gözyaşlarını nasıl bir ifade tarzı ile açıklayacağız? Geçtiğimiz günlerde Suriyeli mültecilerin Adriyatik, Akdeniz ve Ege sahillerinde yeni yaşamla buluşmak için verdiği çabaları sonucu yaşamlarından olduklarını bilmekteyiz.

Savaşın verdiği hasar, Kobane de İŞID zulmünden kaçarak, zorunlu olarak topraklarını yurtlarını terk eden yoksul eden, yaşanılan dramatik yaşamlarını, Türkiye'yi terk ederken, yaşamlarından omlarını nasıl açıklamalı bilemiyorum.

Bunlardan bir tanesi de, 2 çocuklu 4 kişilik Kobane'li Kurdi ailesidir.  Kurdi ailesi iki küçük çocuğu ile birlikte yeni bir yaşam için yola çıkmışlardı. İnsan tacirleri, Kurdi ailesini, yanındakileri ile birlikte Ege'nin karanlık sularına terk ederek, kendi elde ettikleri birkaç kuruşu paylaşma derdindeydiler.

İşte kapitalist zihniyet budur. Birkaç kuruşluk çıkar için, başkalarının yaşamlarını hiçe sayan, dahası kendi çıkarları için, 'kurbanlarının' daha yaşamlarının ilk yaşlarında olan çocuk olmalarını da, önemsemeyen ve kendi vahşice duygularının esiriydiler.

Basına, sosyal medyaya, kamuoyunun gündemine bir Fotoğraf 'bomba' gibi düştü. Başta havuz medyası olmak üzere, uluslararası ve burjuva medya kurumları bu Fotoğraftan yola çıkarak, 'gözyaşı dökmeye' başladılar. Bu gözyaşı dökme kervanına vahşi kapitalist sermayenin birçok çevresinde eşlik ederek, kirpiklerini ıslatma uğraşına girişmişlerdir. Bu Fotoğraf da yer alan, Kobane'li Kurdi ailesinin fertlerinden henüz 3 yaşında olan, Ege denizinde boğularak kıyıya vuran küçük cesedi ile vicdanları sızlatan ALAN (Aylan) çocuğun görüntüsüdür.

Fotoğraftaki görüntüden etkilendiğini ileri süren kapitalist dünyanın temsilcilerine sormak gerek, döktüğünüz gözyaşları, timsahın döktüğü gözyaşından farkı var mıdır?

Kurdi ailesi ve Milyonlarla ifade edilen, başta Suriye olmak üzere Orta doğu ve Afrikalı mülteciler, durup dururken kendi ülkelerini, topraklarını, evlerini keyfi olarak mı ter ettiler? Adriyatik, Akdeniz, Ege'nin karanlık, soğuk sularında yeni bir yaşam alanlarına ulaşmak için, yaşamdan olan binlerin sorumlusu, sermaye çevrelerinin, Petrol a olan aşkları ve katlanacak sermayelerinden bağımsız düşünebilir miyiz? Peki, silah baronlarına, insan tacirlerine söylenecek sözümüz yok mu?

Silah baronları ürettikleri en vay türlü ölüm makinesi, silahları bu silahlara sıradan bir meta gibi sarılarak pazarlayan tüccarlar, insanları da pazarlamada, 'ustalaşmış' tacirler ve kadınları bir meta gibi, 'satan' 'alan'  gerdanları kalın, göbeği sarkmış, hayvani iştahı olanlar sorumlular arasındadır.

Elbette politikacılara da bir sözümüz olacaktır. Yaşanan tüm dramların, ölümlerin sorumlusu kapitalist sermaye çevreleri ve onların hizmetinde kusur etmeyen politik figüranlardır.

ALAN'ın, Fotoğraflarına TV ekranında bakarken, R.T. Erdoğan ve ailesi de, 'çok etkilenmişler' insanın aklı ola da, bu yalanlara inanasın. Suriye ve Kobane topraklarında yaşanan dramlar, kan, gözyaşı, ölüm, sürgünlerin, karanlık ve soğuk sularda boğularak hayatını kaybedenlerin sorumlusu kendileri değilmiş sanki. Yaşanılan katliam ve dramatik yaşamların sorumlusu, uzayın bir başka gezegeninde bulunuyormuş gibi davranıyorlar. Aynı davranışı başbakan Davutoğlu gösteriyor.

Unutmayın baylar. Bu insanlar yurtlarını terk etmek zorunda kaldılarsa, deniz aşırı ülkelerde yaşamlarını korumak ve yeni bir yaşam kurmak için yollara düşerek hayatlarından oluyorlarsa, bunun birincil derecede sorumlusu AKP devleti ve iktidarıdır.

AKP devletinin savaş politikası, mezhepçi, Orta doğu coğrafyasındaki yeniden dizayn edilmesin de, rol üstlenme arzuları, bu insanları kendi yurtlarını terk etme ve mülteci olmalarını sağlamıştır.

AKP devletinin, etrafında organize olmuş sermaye çevrelerinin bütün çabaları, kendi talancı, hortumcu düzenlerini ayakta tutmaya yöneliktir. Bu nedenledir ki, Suriye de savaşın uzaması ve yaygınlaşmasından yanadırlar.

Vicdan yapıp, 'döktüğünüz' gözyaşları, Timsah gözyaşıdır. Kurdi ailesinin fertleri ve ALAN'ın  (aylan) katliamından birincil derecede sorumlu AKP iktidarıdır. Vicdan yapmanıza gerek yok, yeter ki bu insanların yerlerine, yurtlarına karışmayın. Türkiye de bulunmak durumunda olan mültecilere sadece insanca yaşama hakkı tanıyın, vicdan yapmanızdan daha çok makbule geçecektir.

İnanın sizin bu tavrınız, mültecileri, sığınmacıları koruma amaçlı değildir. AKP devleti hala, vicdan oyunu oynarken dahi, Suriye topraklarını işgale yönelik politik öngörüler peşindedir. AKP kurmaylarının Timsah gözyaşlarına kimse inanmaz. Bu gerçekliği, mülteci konumunda olan sığınmacılar kadar Türkiye halkları da bilmektedir.

Vahşi kapitalist batı dünyası, kendinizi Timsah gözyaşları ile rahatlamazsınız. Elleriniz kanıdır. Ruhunuz kirlenmiştir. Yüzünüz, petrol ve sermaye karışımı katranla kirlenmiştir. Kendinizi aklayamazsınız. Alan (aylan) gibi masum çocuk ve insanların katliamından birincil derecede sorumlusunuz.

Twitter: AliekberP / Facebook: aliekberpektas 7 Eylül 2015

Faşizme Savaşa Karşı Ortak Cephe!

Aliekber Pektaş

Ülkemiz Türkiye basiretsiz yönettiler savaş ve kan sevici AKP iktidarı sayesinde faşist bir devlet yapılanmasına doğru hızlı adımlarla yol almaktadır.

Uzun bir süredir toplumsal güçlerimiz tarafından tartışılan, acaba Orta doğu bataklığına mı "sürükleniyoruz" düşüncesi, bugün yerini Orta doğu bataklığından nasıl "kurtuluruz" denklemine bırakmıştır.

AKP devletinin Sarayın savaş konsepti komşularımızla Suriye ve Irak eksenli çatışma formülleri ülkemizi Orta doğu bataklığının bermuda üçgeninin merkezine sürüklemiştir.

AKP devletinin mezhepçi tekçi ve Türk İslam sentezine dayalı politik manevraları ülkemizi Orta doğu ve Orta Asya’da ne kadar cihatçı tecavüzcü barbar ve İslamcı olduğunu iddia eden cani çete varsa komşu ülkelere müdahale doğrultusunda harekete geçirmiştir.

Ülkemiz Türkiye, Kürt coğrafyası gerek içerde ve gerekse güney komşu ülkelerdeki faşist islami cihatçı tecavüz çeteleri tarafından kuşatılmakla karşı karşıyadır.

Bütün bu vb. nedenlerden dolayı halklarımız demokrasi güçleri, AKP devletinin savaş konsepti dayatmalarına karşı olan toplumsal grup ve bireylerin Faşizme Karşı Ortak Cephesi, önümüzde görev olarak durmaktadır.

Geleneksel devlet aklı AKP devleti Osmanlı hinterlandı rüyası peşinde koşmak için gereken tüm girişimlerde bulunmaktan kaçınmamaktadır. Geleneksel devlet aklı AKP devleti Saray bu amaçlarına ulaşmak için ülkede var olan sistemin devre dışı bırakılarak yeni bir sistemle yoluna devam etme kararlılığındadır. Bu sistem son yılarda dile getirilen Türk tipi başkanlık sistemi olarak ileri sürülen açık faşist diktatörlüktür.

AKP devleti ve Saray tarafından İleri sürülen sistem, 'Türk tipi başkanlık' sistemi devlet yönetiminin tek elde toplanması, yargı, yasama, yürütme arasında erkler ayrılığının ortadan kaldırılarak devlet başkanın yetkisinde toplanarak, deyim yerindeyse padişahlık ve halifelik ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir sistem olarak ifade edersek, yanılmış olmayız.

Bu sistemin, AKP ve Saray tarafından talep edilmesi tesadüfü değildir. Bu sistem aynı zamanda geleneksel devlet aklının da talebidir.

Geleneksel devle aklı, AKP devleti, Saray hedeflerine ulaşabilmek için savaş konsepti dayatmasına başvurmuştur. Başarılı olmak için, geleneksel devlet aklı kendi içinde bir koalisyona ihtiyaç duymaktadır. Son günlerde bu savaş koalisyonunun oluştuğuna şahit olmaktayız. Bu koalisyonun ortakları kendilerini 'Anadolu aslanları' olarak adlandıran son dönemde AKP iktidarının yarattığı gasptan nemalanarak palazlanan 'ticaret' adı altında devlet ihalelerinden, rüşvetten, kamu mallarını talan etmekten elde ettikleri gasplarla oluşan ve yuvarlanarak katlanan sermaye sahibi oligarşik burjavalardır.

Bunun siyasal ayağını ise AKP, MHP, Ergenekon çeteleri, Vatan Partisi, CHP içindeki ulusalcı kanadın önde gelenlerinin oluşturduğu kanat olarak adlandırabiliriz. Bu kanadın temsilcisi Deniz Baykaldır. Son günlerde savaş koalisyonunda yer alanların, 'memnuniyet' açıklamalarını dikkatle izlediğimizde PKK ve PYD bahane edilerek Suriye topraklarına sefer ilan edilmesi için çığırtkanlık yaptıklarını görebiliriz.

Savaş sevici davranışlarıyla, D. Perinçek ve D. Baykal'ın, açıklamaları konuya yeterince ışık tutacak cinstendir.

Türkiye halklarına, Kürt ve diğer azınlıklara, başta Aleviler olmak üzere farklı inançlara yönelik olarak oluşturulan savaş konsepti ve koalisyonu, ülkeyi yeni felaketlere sürükleyeceğinin emarelerini açıklamalarından görebilmekteyiz.

Karşımızda, faşist, gerici, yobaz, tecavüzcü barbar çetelerle işbirliği yaparak, halklarımıza, toplumsal güçlerimize karşı oluşturulan gerici faşist bir savaş cephesi bulunmaktadır.

Türkiye halkları, toplumsal güçleri, demokrasi güçleri bu faşist savaş cephesine karşı, kendi ekseninde Faşizme Karşı Ortak Cephe etrafında birleşmelidirler.

Bu cephe, savaş koalisyonunu oluşturan güçler dışında, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bileşim olmalıdır.

Savaş karşıtı, faşizm karşı cephede, özen, ne kadar geniş tabanlı olacağı ve savaş karşıtı güçleri bir araya getireceği ilkesine dayanmalıdır.

Faşizme ve savaşa karşı oluşturulacak cephede, esnek davranılarak mevcut sistem, gidişattan memnun onayan, tüm toplumsal katmanlar, etnisiteler, inançlar, sivil toplum kurumları, partiler, değişik demokratik örgütlenmelerin yer almasının sağlanması için, gereken çaba harcanmalıdır.
Türkiye demokrasi güçleri, Kürtler, Aleviler, devrimciler, yurtseverler, sosyal demokratlar bu sürecin, bileşimin omurgasını oluşturmalıdırlar.

Faşizme ve savaşa karşı ortak cephe oluşturmak kaçınılmaz ve ertelenemez bir görev olarak karşımızda durmaktadır.

Geç kalmak, ertelemek yarın, 'eyvah' dememizi gerktirebilir. Fırsat tanımayalım!

27 Şubat 2016
E posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Face:aliekber.pektas
Twitter: @AliekberP

İtibarsız birinin, itibar arama çabası!

Aliekber Pektaş

Son günlerde aslında abartılacak kadar ifade edilmeyecek olan, AHİM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı bir karar, yeri olmadığı halde gündemi, 'işgal' etmeye devam ediyor.

AHİM'in aldığı karar genel anlamda ifade özgürlüğünü ifade eden bir karardır. Yoksa yaşanılan gerçekleri yok sayan bir karar değildir.
AHİM deki bu davanın öne çıkan ismi, 'vatan' Partisi genel başkanı Doğu Perincek tir. Doğu Perincek aslında toplum için itibarsızlaşmış, Türkiye sosyalist, devrimci hareketine gör, 'ırkçı, hain, ajan provokatörün' biridir. Türkiye halklarına göre ise, 'faşist bir piyon' böyle, ' ırkçı, hain, kışkırtıcı, piyon'un, itibarsız birinin, kendi itibarını kurtarmak, AHİM den medet umması manidardır.
D. Perincek için, 'hain ve ajan provokatör' olduğu iddiaları bugüne özgü bir iddia değildir. 1970'li yılların devrimci sosyalist hareketi temsilcilerini, devrimcileri ihbarlamak ve devrimci hareketlerin lider kadrolarına yönelik, 'suikast' girişimde bulunmak gibi iddialarında bulunmaktadır.
1970'li yılların sosyalist devrimci kadrolarından, İbrahim Kaypakkaya'ya yönelik olarak suikast girişimi organize etmek ve öldürterek, İbrahim Kaypakkaya'yı ortadan kaldırma planlarında bulunduğu suçlamasına muhatap olan bir zattır.
1980 askeri faşist darbesi öncesi ve sonrası, sosyalist, devrimci kadroların, ihbar edilerek polis ve güvenlik güçlerine teslim edilmesine yönelik jurnalcilik faaliyetleri içinde bulunduğu kamuoyunca bilinmektedir.
Gelelim, AHİM in, D. Perincek için verdiği karara; D. Perincek 2008 yılında İsviçre de bir konuşmasında, Ermenilere yönelik 1915 yılında yapılan soykırım girişimini, 'soykırım olarak tanımadığını' açıklamıştı. İsviçre yasalarına göre, bu tarz açıklamalar, soykırımların inkârı suç sayılmaktadır. D. Pericek'in inkârcı açıklamalarına istinaden, hakkında İsviçre yasalarına muhalefetten dava açıldı. D.Pericek'te davayı AHİM'e, taşıyarak bunun, 'fikirleri açıklama özgürlüğü olarak' tanınmasını ileri sürüyor.
Buraya kadar normal, kesinlikle düşüncelerini ifade ettikleri için hiçbir kimse hakkında dava açılmamalıdır. Bu kişi, geçmişte 'hainlik, provokatör, ajanlık' faaliyetlerinde bulunmuş olsa dahi, şiddete başvurmadığı müddetçe, dava açılmamalıdır. D. Perincek şürekâlarının iddia edildiği gibi yaptıklarının, 'ifade özgürlüğü' ile bir alakası bulunmamaktadır.
Ama bütün bunlara rağmen, AHİM'in aldığı bu karar, sıradan bir ifade özgürlüğü kararı değildir. Burada söz konusu olan, birilerinin görüşlerini ifadesi etmesi değil, tam tersine ırkçı bir yaklaşımla, insanlık suçu olan, yaşanmış bir soykırımın inkârıdır. Burada AHİM olumsuz bir karara imza atmıştır.
D. Perincek, AHİM in, bu yönde, fikirlerini açıklamanın ifade özgürlüğü olarak değerlendirmesinin üzerine, 'mal bulmuş mağribi gibi' atlayarak, ayaklar altında olan, itibarsızlaşmış durumunu tersine çevirmek için, itibarını kurtarmak için çaba harcamaya başladı.
Perincek'in, bu çabasına, bir avuç ırkçı faşist, Nazi subaylarının açıklamalarından beslenen pespaye kişiliklerde yardım etmeye ve kendi itibarlarını da, kurtarmaya çalışmalarıdır.
Bu çabalara, ne yazık ki bazı, 'sosyal demokrat' kisvesi altında, Milletvekili olarak piyasada dolaşan, kendilerine, 'ulusalcı' denen kepazelerde ortaklık etmektedir.
Ermenilere yönelik yaşanmışlıkları, katliamları, 'inkâr' ederek ikiyüzlü davranışlarını ortaya koymaktan çekinmemektedirler.
Bunlarda, Perincekle aynı kaptan beslenmektedirler. Bunlarda, onurlarını kurtarma peşindedirler. Onur olsa, CHP İstanbul 1. Bölge Milletvekili ve bugünde, 1 Kasım seçimlerinde aynı bölgeden, 1. Sırdan aday olan, Selenay Doğan'ın yüzüne nasıl bakıyorlar. Selenay Doğan Ermeni kökenlidir.
Ama nafile! D. Perincek, 'ağzı ile kuş tutsa' itibarsızlaşmış durumunu, ayaklar altına alınmış onurunu tersine çeviremez. Türkiye halkları, Perincek'e, gereken cezayı kesmiş ve onun kirli ilişkiler içinde karanlık yüzünü bilmektedir.
Bir konunun altını çizmede yarar var. D. Perincek, 'türk ve islam' olmayan tüm halklara düşmandır. Bu nedenledir ki, Ermeni halklarına karşı, 'kin ve nefret' dolu düşmanlıklar beslemektedir.
Son söz olarak, D. Perincek'in itibarsızlığı hala devam etmektedir. Sosyalistlerin, devrimcilerin, barış ve demokrasi güçlerinin, ' ırkçı, hain, ihbarcı, ajan provokatör' olarak cezalandırdıkları, D. Perincek asla kendini mevcut durumuyla aklayamayacaktır.
Kaypakkaya geleneğinde, D. Perincek için bir tanımlamayla yazımı sonlandırmak isterim. ''D Pericek revizyonisti, kıvırtmayı çok sever. Tıpkı bir dansöz gibidir. Çünkü kemiği yoktur''!
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere,
Twitter: AliekberP
Facebook: aliekberpektas
21 Ekim 2015

7 Haziran 2015 seçimlerine katılmanın önemi!

Aliekber Pektaş

Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, azınlıkların, tüm demokrasi bileşenlerin dikkatine!

Demokrasi düşmanı, ‘türk tipi’ başkanlık, diktatörlük heveslisi, R.T. Erdoğan ve AKP devletinin, seçimlerde yenilgiyi kabullenmeme, hırçınlık, panik kaynaklı saldırganlığı, kamuoyunun dikkatlerini çekmektedir.

MÜSİAD gibi yeşil sermaye gruplarını arkasına alarak, halklarımızın, emekçilerin sırtına kene gibi yapışmış, ülkemizin tüm yer altı, yer üstü kaynaklarını, kamu mallarını talan etmek için her türden kirli ilişkilerden çekinmemektedir.

Son günlerde tümden teamül sınırlarını da, aşarak muhalif olan her şeye, rüzgârla kıpırdayan yaprağa dahi katlanamayan, AKP devleti saldırganlığına devam etmektedir.

7 Haziran 2015 seçimleri AKP devletinin sonu olabilir. Halklarımız ve demokrasi güçlerinin, 7 Haziran da, göstereceği somut tavır, AKP devletinin sonu getirir ve hayallerinin kursağında kalması olabilir.

Aksi durum, ülkemizin Ortadoğu bataklığına sürüklenmesi, komşu ülkelerle istenilmeyen bir savaş ortamına sürüklenmesi an meselesi olabilir.

Gelinen aşamada, AKP devletinin çabalarıyla, barbar, cani insan boğazlayan IŞİD, El Nusra gibi çeteler sınır komşumuz olmuş durumdadır.
Ülkemiz, Suriye halklarının kanı ile ellerini yıkayan bir yöneticiler topluluğu ile karşı-karşıyadır. Suriye’de akan kandan 1. Derecede AKP devleti sorumludur.
7 Haziran Pazar günü Türkiye halkaları ve demokrasi güçlerinin eline tarihi bir fırsat geçmiştir. Bu fırsat, önemlidir.  Bu fırsat önümüze iki seçenek sunmaktadır.
Bölge coğrafyamızda, Ortadoğu bataklığına sürüklenmiş, Arap yarımadasında halkların, ‘kaderini’ paylaşan, bir ülke olmayalım.  Özgürlüklerden yoksun, kadınların bir köle gibi algılandığı, farklı inanç ve etnik toplumsal gruplara yaşam hakkı tanımayan gerici faşist diktatörlüklerin baskısı altında yaşamaya, ‘razı olan’ bir ülke olmayalım.

Veya ülkemizin yeniden, ‘kaderini’ değiştiren, halklarımızın özgürce yaşadığı, refah düzeyinin batı ülkeleri standartlarında olduğu, demokrasinin kurum ve kurallarıyla yerleştiği, herkesin emeğinin karşılığını almasını yollarını açan, bir sisteme yolculuk yapmadan yana olacağız.

Üçüncü bir yol yok. AKP devletinin dayatmalarına razılık göstermeyelim. Üzerimize düşen görevi en azından bu kez yerine getirelim.
7 Haziran Pazar günü seçmen olan tüm yurttaşlarımız. AKP devletinin mezaliminden kurtulmak için sandık başına gidelim.

Unutmayın 1 Oy, bir Oy’dur gerçekliği ile Oy’larımızı HDP seçim ittifakından yana kullanalım. Diktatörlüğe heveslenen, savaş çığırtkanlığı yapan AKP devletini ve R.T. Erdoğan’ı, HDP seçim barajını aştığında mümkün olacaktır.

Türkiye ve Kürt coğrafyasında seçmen kimliğine sahip olan, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, AKP devletinin saldırganlığını, paniklenmesini gözlemlediğimizde, HDP in, barajı aşması durumunda, sonlarının geleceğini bilmektedirler.

TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne barajı aşarak girme olanağı, görünen odur ki, sadece 4 siyasal Partinin dışında mümkün değildir.

HDP dışındaki Partilerin, TBMM girmesi veya birkaç tane milletvekili fazla veya eksik çıkarması, sonuç itibarı ile bir şey değiştirmeyecektir.

HDP barajı aştığında, 70 civarında TBMM’de, milletvekili temsiliyet sağlayacaktır. Bu temsliyet, AKP’nin sadece, ‘türk tipi’ başkanlık olarak ifade ettikleri diktatörlüklerinin önüne geçmekle kalmayıp, aynı zamanda, AKP’nin tek başına iktidar olma olanağını da elinden alacaktır. Kısacası AKP iktidar, hükümet kurma şansını da, kaybedecektir.

Öyleyse neden, bu seçimlerde Oy’larınızı, HDP seçim ittifakından yana kullanmayacaksınız. 8 Haziran günü, ‘eyvah’ dememek, ‘nerede yanlış yaptım’ dememek, ‘kafamızı taşlara vurmamak’ için, HDP bileşenlerinden yana kullanmalıyız.

Son söz: 1 Oy çok önemlidir. Barajı aşmak için, gerekenden çok önem arz etmektedir. Yapacağımız bir tek şey var. Oy’larımızı HDP bileşenlerinden yana kullanmak!

Aliekber Pektaş 03 Haziran 2015
Face:aliekber.pektas

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.