• Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

  • GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR CANLAR

    GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR CANLAR

Benim Oy'um, HAYIR!

Aliekber Pektaş
Benim Oy'um, HAYIR! Çünkü ülkemizin bekası, halklarımızın ekonomik refahı, toplumsal güçlerimizin kendilerini inandıkları gibi, mensup oldukları etnik kimliğinin gereklerini yerine getirerek yaşamaları, dillerini konuşmaları için, benim Oy'um, HAYIR!
Farklı inanç topluluklarının kendilerini ifade etmeleri, inandıkları gibi yaşamaları, inançlarının gereğini özgürce yerine getirebilmeleri için, benim Oy'um, HAYIR!
Emekçilerin, emeklerinin karşılığını almaları, bulundukları iş alanlarında sendikal haklarını elde ederek, özgürce üretim yapabilmeleri için, benim Oy'um, HAYIR!
Laik bir ortamda, herkesin, inanan veya inanmayan, farklı inançlara sahip olan toplumsal güçlerimizin hayat tarzlarına karışılmadan, rahatça yaşayabilmeleri için, benin Oy'um, HAYIR!
Kadınların cinsel ayrımcılığa uğramaması, erkek egemen toplum tarafından, 'horlanmaması' ve cinayetlere uğrayarak katledilmemeleri için, benim Oy'um, HAYIR!
Eğitimin evrensel ölçekte olduğu gibi, bilimsel, özgür ve yarışabildikleri bir ortamın yaratılması ve sadece parası olanın değil, tüm eğitime ihtiyacı olan çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimlerini alabildikleri bir ülke yaratabilmek için, benim Oy'um, HAYIR!
Bilimsel Üniversite kürsüleri, bilimsel akademik kariyer edinenlerin önlerinin açılması, beyin göçünün engellenmesi ve akademisyenlerin tutuklanmadığı ve haksızlığa uğramadığı bir ülke yaratmak için, benim Oy'um, HAYIR!
Gazetecilerin özgürce görevlerinin icra etmeleri, halklarımıza, yerküredeki yaşayan insanlığa doğru haber aktarmalarının önünün açılması için, benim Oy'um, HAYIR!
Hayvanlara saygı duymayan, insanlara da, saygılı davranmaz, hayvanlara saygılı davranmak ve haklarının korunması için, benim Oy'um, HAYIR!
Kamu mallarının talanının engellenmesi, rüşvet, kamu ihalelerine fesat karıştırma ve ülkemizin kaynaklarının soyulmasının engellenmesi için, benim Oy'um, HAYIR!
Ülkemiz topraklarını nükleer santrallere açarak, derelerimizi, vadilerimizi kirletmektedirler. Nükleer Santral ve HES Hidra Elektrik Santralleriyle kirlenmesini engellemek için, benim 'Oy'um, HAYIR!
Açık hava müzesi konumunda olan ülkemizin, ormanlarının, yeşil vadilerinin, kıyılarının yağmalanıp, talan edilmesini engellemek için, benim Oy'um, HAYIR!
Demokrasiye bir türlü bağışıklığı olmayan ülkemizin, tek adam diktatörlüğü tarafından açık faşist diktatörlüğe doğru yol almasını engellemek için, benim Oy'um, HAYIR!
TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, itibarı yerle bir olmuştur. Türkiye halklarını temsiliyet ten uzak sadece, Sarayın diktatörlük arzularını tatmin etmeye yönelik faaliyetlerin engellenmesi için, benim Oy'um, HAYIR!
Kendi oy aldıkları insanlara, kendi varlıklarına, 'ihanet eden' bir Parlamentoya ve üyelerine ders vermek için, benim Oy'um, HAYIR!
En önemlisi, komşu ülkelerinin iç işlerine müdahale ederek, asker TSK Türk Silahlı Kuvvetlerini göndererek, işgal güçleri gibi davranmayı engellemek için, benim Oy'um, HAYIR!
Coğrafyamızda bölgesel savaşın önüne geçmek için, benim Oy'um, HAYIR!
Her fırsatta, 'eeyyy Batı, eeyyy Esed, Rusya' söylemini dilinden düşürmeyen ama bütün çabaları, Esad, Kaddafi, Saddam olmak yolunda ilerleyen bir diktatör heveslisini engellemek için, benim Oy'um, HAYIR!
Anayasa referandumunda Oy'um, HAYIR olacaktır! Şimdi soruyorum, ya sizin Oy'unuz?
Benimle birlikte, HAYIR demeye var mısınız?
Aliekber Pektaş
23 Ocak 2017

Nerede kaldı, 'milli irade'?

Aliekber Pektaş

AKP devleti, Saray, geleneksel devlet aklı her fırsatta, 'milli irade' çığırtkanlığı yapmaktan kendilerini alamamaktadır.
Halklarımızın iradesine saygı göstermeyi içine sindiremeyenlerin, her fırsatta, 'milli irade' vurgusu yapmaları iki yüzlülüklerinden başka bir şey olmadığını son günlerdeki pratik yaşamamızdan gözlemlemekteyiz.
AKP, Saray ve geleneksel devlet aklına göre, 'milli irade' ülkemizin toplumsal güçlerinin kendilerine, 'itaat' 'biat' etmesidir. Bunların, 'fıtratında' biat esastır.

Kürt sorunu, Alevilerin sorunu, kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenlerin sorunları gündeme geldiğinde, 'milli irade' rafa kalkmakta, faşist baskılar, hak gaspları, işkence ve tutuklamalar gündeme gelebilmektedir.
AKP faşizmi, halkların iradesine saygı göstermek yerine, onlara saygı duymak yerine, halklarımızın kendi özgür iradeleriyle belirledikleri ve seçtikleri yöneticileri görevlerinden alarak, 'kayyum' adı altında, ne oldukları belirsiz insanları atayabilmekten çekinmemektedirler.

Atanmışlar, 'kayyumlar' sadece sahibinin sesi olmaktan ileri gidemiyor ve halklarımıza güven vermediklerinden, bazen toplum tarafından lanetlemektedirler.

AKP devleti, Saray bu saldırılarına yenisini eklemişlerdir. 25 Ekim sabahı, AKP devletinin eli maşalı timleri ve Saraya bağlı, kapı kulu durumunda olan yargı mensuplarının talimatlarıyla, Amed (Diyarbakır) Eş Belediye Başkanları, Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, yaka paça gözaltına alınarak soruşturma için, Diyarbakır emniyetine götürülmüşlerdir. Eş Başkanların gözaltı sürelerinde tüm hukuk kuralları ayaklar altına alınarak, sürenin, OHAL Olağanüstü Hal uygulamaları gereği, '5 günlük kısıtlama' kararı alınarak, Avukatlarının dahi ulaşımını engellemek için faşist uygulamalara başvurmuşlardır.

Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, AMED halkının % 70 i, aşan oylarıyla seçilmiş Belediye başkanlarıdır. AKP devleti, Saray, sandıkta yenemediklerini, OHAL ve Kanun Hükmünde Kararname KHK'lara sığınarak, dayatmalarla yenme çabasındadır.

AKP ve Saray açıktan açığa Kürt halkının iradesine saldırmış, kazanılmış haklarını gasp etmektedir. Bu davranışı, G. Kışanak ve F. Anlının gözaltına alınmaları, görevlerini yapmalarının engellenmesi hukuk dışıdır.

Kürt halkı, AMED halkları, kazanılmış haklarını, AKP devleti ve Sarayın gasp etmesine asla izin vermeyeceklerdir.
Türkiye kamuoyu, uluslar arası kamuoyu, basın mensupları, AKP devleti ve Sarayın bu saldırıları ve hukuksuzluğu karşısında sessiz kalmamalıdırlar.

Gereken tepkiyi, özen göstererek hukuksuzluk karşısında tavır almalıdırlar. Konuya ilişkin tepkisiz kalmak, umursamamak, ülkemiz coğrafyasında faşist saldırıların aratarak gelişmesi ve faşist diktatörlüğe açılan kapıları aralamak anlamına gelmektedir.

AKP devleti ve Saray fiili olarak, 'başkanlık' faaliyetlerine hukuki ve yasal zemin kazandırmak için, MHP inde koltuk değnekliği yaptığı bir süreçte, kazanılmış haklarımızın gaspı için, saldırılarına devam edecektir.

AMED (Diyarbakır) Belediyesine yapılan saldırı, Sarayın başkanlık, 'sevdasından' ayrı düşünülemez. Sarayın başkanlık yarışında önün açılması, 'dikensiz gül bahçesi' yaratılmasından ayrı düşünülmemelidir.

AKP ve sarayın bu saldırılarını geri püskürtmek göreviyle karşı karşıyayız. Demokrasi güçleri, ülkemizin vicdan sahibi insanları, demokratik haklarımızı kullanarak, kazanılmış haklarımızın gasp edilmesi karşısında dik duruş sergileyelim.

Eş Başkanlar derhal serbest bırakılmalı!
Seçilmişler ancak, tekrar seçimle görevini bırakması esas alınmalıdır.
Faşist saldırılar karşısında meşru direnme hakkımızı kullanalım!
27 Ekim 2016

Kadinlara alan açin!

Aliekber Pektas
Bugün 22 Ekim 2016 Federal Almanya'nin Düsseldorff Kentinde, AABK Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu 5. Oglan Genel Kurulunu, 61 delegenin 57'inin katilimiyla coskuyla gündemini takip ederek devam etmektedir.
Genel Kurul sürecinde dikkatleri çeken bir konusma hakkinda gözlemlerimi paylasmak için bu yaziyi yazmak için, bilgisayarimin basina geçerek tuslara dokunmak istedim.
AAKB' bagli olarak çalisan, Avrupa Alevi Kadinlar Birligi genel baskani Nevin Kamilagaoglu konusmaci olarak kürsüye geldiginde delegeleri derinden etkileyerek, can alici konusmasina, ''kadinlara alan açin'' söylemi, önemli ve güçlü bir mesaj veriyordu.
Alevi geleneginde, kültüründe, felsefesinde kadinin yerinin, 'farkli' oldugunu her firsatta dile getirildigi ve görüntüsel olarak kadinlarinin yerinin her zaman, 'ilk planda' tuttugumuz açiklamalarina yer vermekteyiz.
''Erkek disi sorulmaz muhabbetin dilinde, hakkin yarattigi her sey yerli yerinde, bizim nazarimizda kadin erkek farki yok, noksanlik eksiklik sizin kendi özünde''
Alevi -Bektasi felsefesinin, kadina bakisi öz itibariyla ifade eden bu anlayis özümsenmelidir. Bizleri olgunlastiracak temel anlayisimizda bu olmalidir.
Pratik yasamimiz buna denk düsmekte midir? Konuya açiklik getirmeye çalisan, Avrupa Alevi Kadinlar Birligi genel baskani N. Kamilagaoglu'nun, açiklamalarindan anlasilan, pratik yasamimizda, Alevi felsefe, kültür ve geleneginden önemli derecede uzak oldugumuz gerçegiyle karsi-karsiya oldugumuz gözlemleyebilmekteyiz.
AABK Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonuna, Avrupa'da bagli 14 ülkede, 266 Sehir ve beldelerde örgütlü olmalarina ragmen, parmakla sayilacak kadinlarimizin, yönetim kademesinde yer aldiklarini gözlemleyebilmekteyiz.
Alevi kanaat önderlerinin birçogunun, 'ortaklasmalarina' ragmen, AKM Alevi Kültür Merkezleri ve Cem evlerinde, Es Baskanlik sisteminin uygulanmasina iliskin, 'kararligimiz' hayata geçmemis, kaçirt üzerinde kalmistir.
Kadini bas taci gören bir felsefenin mensuplarinin, kadinlarin ön plana çikmasini ve yönetim kademelerinde yasal olarak ta, yer edinmelerini saglayan, Es Baskanlik uygulamasinin hayat bulmamasini, N. Kamilagaogülu, 'içimizdeki gericiligin' depresmesi olarak açiklamaktadir. N. Kamilagaoglu, konuya iliskin konusmasini hakli olarak ve yerinde yapmistir.
Aleviler felsefe olarak degil ama pratik yasamlarinda, birçok konuda oldugu gibi, kadinlar konusunda gerçekten, 'gerici bir zihniyete' sahip bir yasamimiz bulunmaktadir.
AKM, Cem evleri ve kurumlarimizda, illa da, 'tüzük degisikligi' gibi yasal gerekçeleri ileri sürmek, N. Kamilagaoglunun da deyimiyle, kendi ataerkillikten kaynaklanan, 'gerici' düsüncemizle hesaplasamamaktan kaynaklanmaktadir.
Kadinlarimizin katkisi olmadan, birakin Alevilerin sorunlarini çözmek, demokrasi mücadelesini bir adim dahi ileri götürmek mümkün degildir.
AKM, Cem evi kurumlarinin erkek yöneticilerinin ileri sürdükleri, ''yönetici kadin varda biz mi, engel olduk'' türden açiklamalari aslinda kadin sorununa yaklasimin ataerkil anlayisini kendisidir.
Kadinlarin becerileri, faaliyetlerindeki basarilar, uluslar arasi, yasamin pratiginde gözlemledigimiz de, birçok konuda, karsit cinslerinden daha fazla basarili olduklarini gözlemleyebiliriz.
Tarihte, Rosa Lüxsenburg, Klara Zetkin, Meral Yakar, Sakine Cansiz gibi destan yaratan yasanmisliklari yadsiyamayiz.
Ülkemiz gerçeklerini gözlemlemek durumundayiz. Hakim inanç olan Islam'in kadina bakisinin Alevilerin dünyasina da nüfus ettigini gözlemlemekteyiz.
Bu gerçekligi de, ' gelenegimiz de var olan' budur anlayisi, kadini yerini varligini inkâr eden bir anlayistir ve gericidir.
Avrupa alevi Kadinlar Birliginin Genel Baskani K. Kamilagaoglu'nun, konuya iliskin açiklamalari ve uyarilarini ciddiye almak gerekenleri yapmak sorumlulugumuz oldugunu bilince çikarmaliyiz.
Kadinlar konusunda, Es Baskanlik olumlu adimlar atan ve uygulamada bulunan AABK üyesi Federasyonlari ve yöneticilerini kutlamak isterim.
Kadinlara alan açalim!
22 Ekim 2016

Hep birlikteydiniz...

Aliekber Pektaş

15 Temmuz 2016 darbe ve cunta girişimi sonrası, darbe ve cunta girişimin de asıl rol sahipleri olan gerici faşist güruh Fethullah Gülen ve çevresinde organize olmuş çetelerinin ipliğinin pazara çıkmasını fırsat bilen, faşist ve yobaz çevreler kendilerini aklamak için, her yolu, 'mubah' görmektedirler. Faşist gerici çevrelerin kendilerini aklamak için, günah keçisi olarak, bir diğer faşist organize darbeci çete mensuplarını görmeleri manidardır.

Sanki bir 'koro' oluşturmuşlar, hep birlikte, birbirlerini tekrarlayarak, 'FETÖ' gerici faşist oluşumunu yerden yere, 'vurmaya' gayret sarf etmektedirler.

Fethullah Gülen cemaati ve çevresinde organize olmuş, kümelenmişlerin faşist gerici, yobaz, halk düşmanı, darbeci cuntacılar olduklarını, tekrar-tekrar yazmanın bir anlamı bulunmamaktadır.
Bu faşist darbe ve cunta hayranlarının halk düşmanı karakterleri 15 Temmuz 2016 sonrası ortaya çıkmış değildir. Bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devletini yöneten resmi ağızlarından yapılan açıklamalara bakıldığında, '1960' yıllardan başlayan bir serüvene sahiptir.

Fettullah Gülen projesi, ABD emperyalist sermaye çevrelerinin, 1960 yıllarda yerkürede gelişen ve yerküre coğrafyasının her köşesinde filizlenmeye başlayan Sosyalist gelişmeyi, Türkiye ve Anadolu coğrafyasında filizlenmesini ve gelişmesini önlemeye yönelik olarak piyasaya sürülmüş bir Amerikan, Pentagon projesidir.

Bu projenin gelişip, olgunlaşıp büyümesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yöneten, idare eden, yön veren sermaye çevreleri de, dâhil olmak üzere, siyasal sahnede rol alan tüm herkesin sorumluğu bulunmaktadır.

Çünkü hep birlikteydiler. Hep birlikte, coğrafyamızda Sosyalist gelişmeyi durdurma uğraşındaydılar. Hep birlikte bu projeyi, halklarımızın demokratik taleplerinin, 'önüne geçilmesinin' bir aracı olarak gördüler. Bu nedenle, Fethullah Gülen ve çevresinde Organize olan faşist gerici yobaz güçler, halk düşmanı ve terörist tür. Bu darbeci çete mensupları, 15 Temmuz 2016 sonrası bu karakterlerini kazanmadılar. Baştan beri, bir Amerikan ve Pentagon projesi olması dolayısıyla, halk düşmanı ve faşist karaktere sahiptiler.

Bunlar hep birlikteydiler...
Bugün başta AKP kurmayları olmak üzere, R.T. Erdoğan, Saray çevresi, düne kadar bu çete mensuplarıyla ortaklık yapan bilumum halk düşmanları, Fethullah Gülen ve çevresinde organize olmuş olan çete mensuplarına, yüksek perdeden, 'ver yansın' ediyorlar.

Daha düne kadar, ''ne istedin de vermedik'' diyerek, adeta yalvararak, 'sitem' edenler, bugün, ''bunlar bizi aldattı'' 'fark edemedik' ''rabim ve milletim bizi af etsin'' diyebilmektedirler.

Bilemiyoruz, 'allah sizi af' eder mi? Ama 'milleti' oluşturan çeşitli katmanlar, halkımız sizi neden, 'af' etsin. Bunca zulmü, baskıyı, ayrımcılığı ötekileştirmeyi bu çete mensuplarıyla kol-kola girip yapmadınız mı? Devletin çeşitli kademelerine yerleşmesi ve palazlanması için birlikte hareket etmediniz mi? Halklarıma karşı ola düşmanlığınız, ideolojik ortaklığınız değimlidir? Peki, neden, 'af' diliyorsunuz? Neden? Sizin, 'af' dilemenizin samimiyetine inanalım?

Yoksa 'af' dilemenizin samimiyeti, 'sırrı' Taksim Gezi parkına yaptıracağınız, 'topçu kışlasının' açıklanmasında mı, yatmaktadır? (!)

Türkiye toplumun yeni bir manipülasyonla, yeni yalanlarınızla yönlendirmek ve çevrenizde organize olmuş sermaye çevrelerinin ganimetlerini, talanlarını garanti altına almak uğraşlarınıza, halklarımızı, 'ortak etme çabalarınız' sonuç vermeyecektir.
Sizler, hâkim güçler, sermaye çevreleri, sermayenin hizmetinde görev almış siyasal figürler, daha düne kadar Fethullah Gülen faşist çete organizasyonlarıyla birlikteydiniz! Kol-kolaydınız! Bugün, 'çatışmanız' çıkar ilişkileri ve iktidar paylaşımından kaynaklanmaktadır.

Halklarımız bu çatışmadan yana olamaz. Bu çatışmanınız dişlileri arasında, halklarımızın taleplerini, 'güz ardı' edip harcayamazsınız.

Bizzat resmi açıklamalardan anlaşılmaktadır. Sizler 15 Temmuz 2016 gecesine kadar hep birlikte, aynı 'koronun' çatlak sesleriydiniz. Aynı geminin güvertesinde yolculuk yapıyordunuz.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, ANASOL hükümetinin birçok bakanı, yine eski Başbakanlardan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 10. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün Cumhurbaşkanı ve dönemim Başbakanı R.T. Erdoğan, aynı gemide yolculuk yapan, aynı kaptan yemek yiyen, aynı tastan su içenlerdiniz.

Öyleyse, siz daha düne kadar hep birlikteydiniz. Kol-kolaydınız...
Fethullah Gülen çete organize çevresine, 'ne isteydiyse' verdiniz. Devletin tüm imkânlarını, kamunun bütün olanaklarını bu çetenin hizmetine sundunuz.

Sizlerin pişmanlık ifade eden sözlerinize, halklarımız, demokrasi güçleri nasıl inansın. Yalanlarınızın haddi hesabı bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken, 'süt dökmüş' kedi misali suskunluğunu koruyan, Fethullah Gülen çete mensuplarıyla, 'cami-cem evi yan-yana' projesiyle Alevi topluluğu içinde kirli bir görüntü oluşturma uğraşı içinde olan, İzzetin Doğan, hala bu, 'projenizde' Gülen Cemaati ve çeteleriyle birlikte misiniz?
Kol-kola, kafa-kafaya verdiğiniz, Fethullah Gülenle, 'ortaklığınız devam ediyor mu?

Aslında bu konu başlı-başına bir yazının konusudur. Sadece kısaca değinmek istedim.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere!
5 Agustos 2016

 

AABF 13.Genel Kurulu!

Alıekber Pektaş
Sevgili okuyucular,
Avrupa ve Almanya Alevi hareketinin motor gücü, yerküredeki modern Alevi örgütlenmelerinin en büyük ve görkemli örgütsel kurumu, AABF Almanya Aleviler Birliği Federasyon’un 13. Genel Kururlu, Almanya’nın Neues kentinde, Swiss Hotel salonunda 500 aşkın delege ve misafir katılımcının yer alması ile başlamıştır.
28-29 Mart 2015 tarihleri arasında, Neues kentinde, Swiss Hotel de, başlayan 13 Genel Kurul çalışmaları, Federal Almanya eyalet bakanları ve Almanya’nın siyasal yaşamında etkili politikacılarının da, ilgi gösterdiği ve konuşmacı olarak katıldığı kurultay havasında, ilgi ile izlenmektedir.
AABF 25 yılı aşkın mücadele tarihinde, 13. Genel Kurulunu görkemli ve kendi tarihine yakışır, kurultay havası içinde yapmaktadır. AABF, içinden geçtiğimiz sürecin analizini yaparak, Genel Kurulunu tamamlama arzusundadır. AABF’nin bu kararlılığı, delegelerin heyecanı, misafirlerin AABF den beklentileri, 13. Genel Kurulun havasına farklı bir renk katmaktadır.
AABF 13. Genel Kurulun yapıldığı Swiss Hotel salonu bütün büyüleyiciliği ile AABF tarihinde rahat ve konforlu bir Genel Kurul yapılmasını sağlamaktadır.
AABF Başkanı Hüseyin Mat, yönetim kurulu üyeleri, İnanç kurulu, kadınlar kurulu, gençlik kurulu, AABF bileşenleri, yaptıkları sunumlarla, ahenkli çalışan bir orkestra tadında, yaptıkları faaliyetlerini anlatmışlardır, Genel Kurul delegelerinin dikkatlerini üzerlerine çeken sunumda bulundular. Bu sunum, AABF in, Almanya Alevi hareketinin, geldiği aşamayı ve başarılarını ifade etmekteydi.
Açıkça itiraf etmeliyim ki, Genel Kurulun havası büyüleyici ve etkileyiciydi. AABF delegasyonları, geleceğe ilişkin analizlerini yaparken, tartışmalarla, kanaatlerini ortaklaştırarak, gelecekte, nasıl bir AABF ve Alevi hareketi arzuladıklarını, uzlaşmacı ve ortak bir sesle getirdiler.
Ben deniz, naçizane, Genel Kurulun ilk günü, YOL TV icra kurlunu ve ABDEM Avrupa Barış Ve Demokrasi Meclisi, yürütme kurulunu temsilen, AABF 13. Genel Kurulun da, gözlemci olarak yer aldım.
Her kurumda olduğu gibi, AABF bünyesinde, küçük çaplı, taktiksel sorunlara ilişkin farklıkların olması ise, Genel Kurul delegelerince bir fikir zenginliği olarak, algılanmaktadır.
Genel Kurul’da, AABK Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker kısa bir konuşma yaptı. Turgut Öker konuşmasında, AABF’nin 25 yıllık mücadele tarihine vurgular yaparak, 25 yıllık tarihi süreçte yaşanılan momentleri betimlemeye çalıştı.
AABK Genel Başkanı Turgut Öker, AABK nın, 14 Mart da, Frankfurt yapılan başkanlar divanı toplantısın da, açıklanan kanaat yoklamasına ilişkin vurgu yapmıştır. Turgut Öker,14 Mart da, verilen kararlar doğrultusunda, AABK genel konseyinin de, desteğinde, ‘meclise can girecek’ politik öngörüsüne uygun olarak, siyasal zeminde, Alevilerin kurumsal kimliği doğrultusunda siyaset yapacağı vurgusu öne çıkarmıştır.
Turgut Öker, HDP Halkların Demokratik Partisi ile yapılan seçim ittifakı çerçevesinde, Milletvekili adayı olarak önümüzdeki süreçte ‘Türkiye ye gideceğini’ belirterek, AABK Genel başkanlığından, ‘istifa ettiğini’ delegasyonlar önünde beyan etti.
AABK Genel Başkanı ve AABF Onursal Genel Başkanı, Turgut Öker’in konuşması, AABF delegasyonları ve katılımcılar tarafından dakikalarca, ayakta alkışlanmıştır.
Aleviler ilk defa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ülkemiz zemininde, Kurumsal Kimlikleriyle, siyasal alana müdahale ederek, TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi Çatısı altında temsil edilmek için harekete geçtiler.
AABK, Türkiye de, musahip Alevi kurumlarının da, yer alacağı seçim ittifakı doğrultusunda, HDP ile 25. dönem TBMM de Milletvekillerinin yenilenmesi için, 7 Haziran 2015 yapılacak genel seçimlerinde, kendi adaylarıyla yer alacaklardır. Avrupa Alevilerini temsilen, HDP saflarında seçimlere katılacak olan Turgut Öker, AABK genel başkanlığından istifasını, uzun süreler Genel Başkanlığını yaptığı, AABF 13. Genel Kurulunda açıkladı.
Turgut Öker’in ülke zemininde, AABK’nın kurumsal kimliğini temsilen siyasal yaşama katılması, AABF delegasyonlarının ekseriyetinin desteğini almaktadır!
Genel kurulda çıkan kanaat bu yöndedir.
AABF 13. Genel Kurul 1. Günüde gözlemelerimi, okuyucularımla paylaşmaya çalıştım.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere,
Aliekber Pektaş 28 Mart 2015
Face:aliekber.pektas
Twitter: @AliekberP

TBMM, Savaş, 'kararını' Onayladı!

Aliekber Pektas
TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1,5 aylık tatilden sonra ilk birleşiminde, TSK Türk silahlı Kuvvetleri bir başka ülkeye, sınır komşularımız olan Irak ve Suriye topraklarında savaş yapmaya, 'yetkili' kılındı. Tezkere TBMM'nin tatil sonrası oturumunda, Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan'ın konuşmasının ardından, kısa bir süre görüşmeden sonra, TBMM de grubu bulunan partilerin çoğunluğunun oyuyla geçti.
AKP, CHP, MHP'nin ortak grup karar ve oylarıyla, savaş, 'kararı' ne yazık ki onaylandı. HDP Halkların Demokratik Partisi, tezkere ye sert tepki göstererek hayır oyu verdiler.
AKP ve MHP'nin savaş sevici Milletvekilleri ve politik öngörüsü olduğu kamuoyunun bilgisi dâhilindeydi. Bu nedenle tezkereye onay vermelerini yadırgamıyoruz.
CHP Cumhuriyet Halk Partisi, bu tezkere Oy verirken, düşünüp tereddüt dahi etmeden onay vermeleri düşündürücüdür. Onay vermenin gerekçesi de, ilginç (!)
Ana muhalefet partisi CHP adına kürsüye çıkan Grup başkanvekili Engin Altay, "Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tezkereye evet oyu vereceğiz" dedi, ancak eleştirilerini de sıralayarak "Askerimiz bir aydır orada. Kilis'e neden hala bomba düşüyor? Kilis halkının can ve mal güvenliğini sağlayamazken askerimiz orada Türkiye'nin güvenliğini nasıl sağlayacak" diye konuştu.
Aslında, 'gerekçe' sadece kamuoyuna mesaj vermeye yönelik bir gerekçedir. İnsana sormazlar mı, hem savaş, 'kararı' vereceksin, hem de diyeceksin ki, "Askerimiz bir aydır orada. Kilis'e neden hala bomba düşüyor? Kilis halkının can ve mal güvenliğini sağlayamazken askerimiz orada Türkiye'nin güvenliğini nasıl sağlayacak" CHP ve grup başkanvekili Engin Altay savaşı, 'çocuk oyuncağı' olarak algılamaktadır.
Savaş her koşulda, savaşan taraflardan karşılıklı olarak, sivil ve günahsız insanları yaşamına kast edebileceği gi-bi, askerleri de yaşamlarından edecektir. Yaşamını kaybeden askerlere dikkat edildiğinde, ön saflara sürülenlerin, yoksul halk çocukları oldukları gerçeğini gözlemleyebilmekteyiz.
Türkiye, TSK verilen tezkere, savaş, 'kararı' Suriye topraklarında bataklığa sürüklenen güvenlik güçlerinin, bataklığa daha da sürüklenerek geri dönülmez ve faturası ağır olan bir sürece itilmesidir. Yapılması gereken, savaş, 'kararı' olan bu tezkereye hayır Oyu verilerek karşı çıkılmasıydı.
15 Temmuz 2016 F. Gülen çetelerinin darbe ve cunta girişimini ve kriz ortamlarını fırsata çevirmede ustalaşan, AKP devletinin, Sarayın oyununa gelip arkasından sürüklenmek olmamalıydı.
AKP devleti, Saray, geleneksel devlet aklı; ''Hükümetimize yetki veren tezkerenin uzatılması, terör tehdidinin kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması amacıyla yürütmekte olduğumuz kapsamlı ve çok boyutlu faaliyetleri destekleyecek, ayrıca hem bölücü terör örgütünün, hem de DEAŞ'ın olası eylemlerine yönelik caydırıcı bir unsur olmaya devam edecektir.''
Yukarda da görüleceği gibi, AKP devleti, Saray her fırsatta yalan ve manipülasyonlarla savaş çığırtkanlığını kamuoyunda, MHP'nin desteğini alarak devam ettirmektedir. CHP ise konu Kürtlere yönelik olduğunda, geleneksel devletin aklıyla hareket etmeyi yeğlemektedir.
CHP, 'aslan sosyal demokratlar' Suriye ve topraklarında, TSK'nin savaşa girmesi durumunda ortaya çıkacak katliam-larda hayatını kaybedenlerin vebalini nasıl taşıyacaklar.
AKP hükümetinin TBMM'ye sunduğu tezkere metninde görüleceği gibi, AKP IŞİD ten çok, Suriye devlet güçlerine yönelik savaşmak için fırsat kollamaktadır.
AKP devletinin TBMM'ye sunduğu tezkerede, Kürt güçlerinin etkin olduğu, SDG Suriye Demokratik Güçlerini ve 'PYD, YPG'i' hedef alacağını açıklaması tesadüfü değildir.
AKP devleti, tezkere metninde; ''Dile getirdiğimiz üzere, PKK ve PYD, aynı terörist havuzunu ve lider kadroyu paylaşmaktadır. PYD'ye yapılan silah ve teçhizat yardımlarının Türkiye'de terörist eylemler yapan PKK'liler ulaştırıldığına dair elimizde kuvvetli deliller bulunmaktadır. Bu durum devletimiz için ciddi bir tehdit ve aynı zamanda ülkemiz kamuoyu için de hassas bir konudur.''
AKP devleti Saray, geleneksel devlet aklı, çözüm masasını devirdikten sonra, ağırlıklı olarak Kürt sorununu, 'tehlike olarak algılayıp' her fırsatta Kürt coğrafyasında katliamlara giriştiği aşikârdır.
1 Ekim 2016 tezkeresi bu katliamların yoğunluk kazanacağının açık, ilanıdır. Umarım bu katliamlardan kaynaklanan kan, CHP'nin üzerinde kalmaz.
Tezkere, açık ve net olarak, 'savaş kararı' olarak algılanmalıdır. Savaş ise yeni acılar, kan, ölüm ve ekonomik olarak felç olmak anlamına gelmektedir.
01 Ekim 2016

''Şehitlik mertebesi''

Aliekber Pektaş

Türkiye toplumsal güçleri sürekli bir basınç altında, bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Toplumsal güçlerimize dayatılan, ''şehitlik mertebesi'' ölümün kutsanması, aslında hâkim güçlerin toplumsal olaylarda, ''vatan millet sakarya'' söylemleriyle ön cephelere sürülen gencecik çocuklarımızdır.
Artık ne zaman TV ekranlarını haberler için açsak, 'şehit' haberleriyle karşılaşmaktayız. TV'lerdeki haber kanaları akşam sabah, ''bugün yine ........ Sayıda şehidimiz var. Şehidin evine Türk bayrağı asıldı'' veya ''şehidin ailesi metanetle karşıladı'' söylemleriyle karşılaşmaktayız. Hayatımızın bir parçası oldu.

7 Haziran 2015 Milletvekili seçimlerinden sonra, seçim sonuçlarını sindiremeyen AKP devleti Saray, R.T. Erdoğan, elinde bulundurduğu iktidar koltuğunu ve devlet imkânlarını kaybetmemek için, bizzat devlet olanaklarını da, kullanarak 1 Kasım 2015 seçimlerini zorlayarak, yeniden iktidar koltuğunu gasp ettiler.

1 Kasım seçimlerinde amacına ulaşmak için, 20 Temmuz 2015 Suruç katliamıyla başlayan süreçte, AKP devleti, Saray ülkemizi savaş konsepti dayatmasıyla karşı-karşıya bırakmıştır.

20 Temmuz 2015, 25 Mart 2016 arasında, geçen zaman diliminde, bizzat Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan'ın açıklamalarına bakıldığında, ''300 aşkın şehit verdik ama On katına yakın terörist etkisiz hale getirdik'' diyebilmektedir. Bu bakış açısından bakıldığında, katliamlar, katliamlar yaşanırken hayatını kaybeden güvenlik güçlerinin ölümleri, 'şehitlik' vurgusu ile kutsanmaktadır.

Buradan yola çıkarak, R.T. Erdoğan'ın, ''şehit olmanın çok değerli'' olduğunu ifade eden söylemleri sürekli gündeme getirerek konuşmalarına eşlik etmektedir.

R.T. Erdoğan katıldığı bir güvenlik mensubunun cenazesinde; «İnanıyoruz ki şahadet makamına ulaşmış olan bu şehidi uğurluyoruz. Ne mutlu onun ailesine, ne mutlu onun tüm yakınlarına. Peygamberlikten sonra en yüce makam, makamların yücesi olan böyle bir makama Ahmet kardeşimiz ulaşmış durumda.'' Diyebilmektedir.

Görüleceği gibi, 'şehitlik makamı, mertebesi' sürekli olarak pofpoflanmaktadır. Pekâlâ, çokça, ''şehitlik mertebesinden'' dem vuranların, hâkim güçlerin, genellikle halktan insanlarımıza önerilen, 'şehit olmalarını' isteyenler kendileri neden şehit olmak için hiç çaba harcamazlar?

Peki, 'şehitlik' nedir? Şehitlik; ''Arapça kökenli şehadet sözcüğü Arapçada "tanıklık" şehit de "tanık" anlamına gelir. Şehadet sözcüğünün Türkçede tanıklık anlamında kullanımı yok olmaya yüz tutmuştur. Bununla birlikte aynı kökten gelen "şahit" sözcüğü "tanık" anlamında kullanılmaya devam eder.''

Peki, ülkemizde şehit kimler için genlikle kullanılır? ''Bunun haricinde bazen dinî, siyasî ve ideolojik görüşleri veya eylemleri nedeniyle öldürülmüş kimseler de yakınları, dava arkadaşları, meslek arkadaşları veya taraftarları tarafından "şehit" olarak nitelendirilirler: Basın şehitleri, "devrim şehitleri" vb. görüleceği gibi Türkiye toplumsal grupları, 'şehitlik mertebesini' kendi reflekslerine uygun olarak kullanmayı yeğlemektedirler.

Bazen de, ''Bunların bir kısmının şahadeti, bağlı oldukları kurumların tüzükleri ve yasalarla da sabittir. Ve geride kalan yakınları devletten tazminat veya maddi yardım almaya hak kazanabilirler'' devletin önermeleri doğrultusunda, yaşamından olan insanların san ki, 'kan parası' alır gibi, 'şehitlik mertebesi' oluşunca devlet kurumlarından, 'tazminat' veya 'maaş' alacaklarını ön plana çıkarabilmektedirler.

Geleneksel devlet, AKP devleti, Saray bu konuda önemli derecede ehlileşmiştir. Türkiye toplumunun, 'alt tabakalarına' ''şehitlik mertebesi'' dayatılırken, kendi çocukları yurtdışında, eğitim görüyor, ticaretle uğraşıyor ve sırça köşklerde yaşamlarını şatafat içinde geçiriyorlar.

Diyanet sürekli olarak toplumsal katmanlarımıza, çocuklarımıza, 'şehit' olmalarını telkin ederken, çıkardıkları çocuk dergilerinde, 'şehitliğin' ''cennet gitmenin ilk adımı'' olduğu manipülasyonu dayatılırken, buna paralel, diyanetin çıkardığı Çocuk Dergisinde, Derginin Nisan sayısında 'şehitlik' kavramının yüceltilmesi, ebeveynlerle çocukları arasında geçen diyaloglarda, «Şehit olan cennette o kadar mutlu olur ki on defa şehit olmak ister», «Keşke ben de şehit olabilsem» manipülasyonlarıyla, küçücük çocukları ölüme sevk etmekten çekinmemektedir.

Diyanetin bu davranışı, küçücük çocukların ölüme sürüklenmelerini, hatta IŞİD tarzı tecavüzcü barbar organizasyonların kucağına, 'intihar bombacıları' gibi itilmelerini sağlayabilir.

Halkımızın çocuklarına, 'şehitlik' adı altında ölümü kutsamalarını, katliamları kutsamalarını önerirken, kendileri zırhlı ve lüks Mercedes arabalarla, korumalarla dolaştıklarını hasıraltı ederek, görmezden gelmemizi istiyorlar.

Yapılması gereken, kesinlikle geleneksel devlet aklının, AKP devletinin, Diyanetin toplumumuza dayattığı, 'şehitlik mertebesi' adı altında, çocuklarımızın, yoksul aile çocuklarının, kardeş kavgasına gönderilerek, katliama katılmalarına veya katledilmelerine tepki göstermektir.

Ana'lar çocuklarını, birileri sırça köşklerde şatafat içinde yaşasın, Mercedes araba ve koruma ordularıyla gezerek, yurtdışında tatil yapsın, ticaret yapsın diyerekten, 'şehit' olacak diye doğurmuyorlar.

Halkımıza dayatılan savaş konsepti, 'şehitlik' adı altında katledilmeleridir. Yaşamlarından olmalarıdır. Anaların gözyaşları, 'şehitlik' önermesiyle görmezden gelinmektedir.

Toplumsal güçlerimize, halklarımıza, ölümü, çocuklarının katledilmelerini, 'şehitlik' önermesiyle, 'kutsatmaya' çalışanlar, bir kez dahi olsa, kendi çocuklarını göndersinler ve ''şehitlik mertebesini'' kendileri de, 'tatsınlar' görelim nasıl bir, 'tepki' verecekler?

Her hangi nedenle, ne olursa olsun, ölümleri, gencecik insanların yaşamdan koparılmalarını, 'kutsamak' asla kabul edilmemelidir.

Yerkürede başta insanlar olmak üzere, tüm canlıların yaşam hakkı kutsaldır. Esas alınması gereken gerçeklikte budur. Kutsanması gereken insandır!

29 Mart 2016
E posta: aliekber.pektas@yoltv. eu
Face:aliekber.pektas
Twitter: @AliekberP

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.