• İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

    İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

  • Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

NEDEN ALEVİ GENÇLER ÖLÜR?

Turan Eser

16. yüzyılda şöyle anlattı halimizi Pir Sultan Abdal; Ben Musa’yım /sen Firavun/İkrarsız şeytani lâin/ Üçüncü ölmem bu hain/Pir Sultan ölür dirilir.
İmamın, kötülüğü vaaz eden imanı sorgulanınca kızıyor. “Bir avuç ateist” diyor; kendinden farklı olan, biat yerine demokratik itirazını ortaya koyma cesaretini gösterince, onları fethetme tehdidi savuruyor. Başkalarının ölümü ve mutsuzluğu üzerine iktidar kuruyor. Günahlarını toplumsallaştırmak için Sünniliğe sesleniyor. Alevileri itibarsızlaştırmak, ötekileştirmek, kötü ve yoldan çıkmış göstermek için, Alevilerin yoğunlukla yaşadığı semtlerin fethedilmesini buyuruyor. Seçilmiş padişah kendisini “diktatör” diye eleştirenlere, “Ben diktatör olsaydım meydanlarda rahatça dolaşamazdınız” diyor. Ali İsmail, Ethem, Abdullah, Ahmet, Mehmet, Hasan Ferit, Medeni ve Mehmet İstif o meydanlarda rahat mı dolaştı? Hayır. Öldürdünüz!
Berkin ekmek almaya ve Uğur Kurt cemevine helalleşmeye giderken, hangi “diktatörün”, “destan yazan polisi” onları öldürdü?
Türkiye’de bir camide ibadet eden bir Sünni vatandaş “destan yazan polis” kurşunuyla vurulsaydı, onu kurtarmaya giden insanlara TOMA’larla saldırıp ve biber gazı sıkılsaydı RTE’nin ve yandaş medyanın tepkisi ne olurdu?
Soma’da öldürülen maden işçileri dahi Alevi-Sünni diye bölen bir iktidara ne demeliyiz? Maden işçilerine canlısına ve ölüsüne yönelik mezhepçi tutumlara ne demeli?
Uğur Kurt o gün Cemevi’nin helallik meydanında, helalleşerek köylüsünü hakka uğurlayacaktı. Ama Uğur helalleşemeden onu AKP’nin destan yazan polisinin silahından çıkan öldürücü kurşunla hakka uğurlandı. Yüreğimiz Soma’daki katliamın acısını kaldıramazken, Cemevi avlusunda vurulmuş Uğur Kurt’un bedeni mezara ve yüzü kalplere gömüldü.
Bir; Uğur’u bizden koparan Okmeydanı’ndaki devlet terörü, Soma katliamı ile açığa çıkan AKP’nin iş cinayetlerindeki sorumluğunun üstünü örtmek ve gündemden kaçırmak için planlan bir tezgâhtır.
İki; Alevilerin yaşadıkları gecekondularda, semtlerde kurdukları sosyal ilişkileri parçalamak ve zorla yerlerinden edilmek isteniyor. Bu bölgelerdeki kentsel dönüşüm rantı, AKP’nin ve yandaş inşaat firmalarının iştahını kabartıyor. Ölüm, ranta açılan kapının anahtarı haline getiriliyor.
Üç; “Alevilerin katli vaciptir!” fikri, halen güncelliğini koruyan, devletin Sünni muhafazakârlığı tarafından korunan ve devletin de halen bozamadığı bir ezberdir. Alevilere yönelik devlet terörü, devlet katliamları ve öldürmeleri karşısında RTE “Elimiz kolumuz bağlı mı oturalım” diyerek 21’inci yüzyılın yeni “katli vacip” fetvalarını makro politik söylemle toplumsallaştırıyor.
Dört; AKP, toplumsal kutuplaştırmayı mezhepçilik üzerinden derinleştirmek, kendi siyasal, sosyal tabanını bu ekseninde kemikleştirmek istiyor. Sünnilik üzerinden inşa edilen yeni rejimin algı yönetimi ve siyasi mühendisliğini ölümler üzerinden gerçekleştiriyor.

ALEVİNİN YAŞAM HAKKI
Aleviler en önemli taleplerinin başından herkesin eşit yurttaşlar ve eşit haklarla ve barış için bir arada yaşama hakkını istiyor. AKP hükümeti ise Alevilerin ve farklı kimliklerin “yaşam hakkını” “destan yazan” polisleriyle almakla meşgul oluyor. Farklı kimliklere yaşama hakkı tanımayan kötülüğü örgütlüyor. Dolayısıyla yaşam hakları elinden alınan Alevilerin, eşit yurttaşlık ve eşit haklar mücadelesi şu an yerini “yaşama hakkı” mücadelesine bırakmıştır. Devlet terörüyle öldürülmüş çocuklarımız için düzenlenen anma ve “unutturmama” buluşmalarına ilişkin duygusuz, donuk ve taşlaşmış yüreğinden çıkan sözlerle “ölmüştür geçmiştir, bitmiştir” diye bir vaaz verilebilir mi? Ama RTE, Sünnilik üzerinden nefret dili üreterek, Alevilere yönelik düşmanlığı toplumsallaştırıyor. Dilindeki öfke, zehir Türkiye’nin atmosferini zehirliyor, acılarımızı derinleştiriyor, çoğalan yaralarımızı kanatan vaazları sistematik hale getirmiştir.

ARTIK YETER!
Avrupa ve Türkiye Alevi hareketi “Artık Yeter” diyerek sokağa iniyor. Alevi’ysen payına, sonunda ayrımcılık, nefret ve sokaktaki özgürlük arayışında ölümü bir hikâye düşüyorsa... Devlet terörü Alevi gençlerini kasıtlı öldürüyorsa, “artık yeter” demeli. RTE, polisine “sabırlı olmayın” diyor, amirleri bunu fetva kabul edip “vurun” diyorsa, öldürülüp mezarlara ve kalplerimize gömülen Alevi gençler olunca... Kerbela’da İmam Hüseyin gibi “ölmek var, dönmek yok” demeli.. Aleviysen, ayrımcılığın ve ölümlü hayatın soğuk yüzünü yaşamak zorunda kalıyorsan, “artık yeter” demeli. Gün bir kez daha Pir Sultan Abdal’ı anımsama günüdür; Bin kez kırdılar dallarımızı/ Bin kez budadılar/ Yine çiçekteyiz işte/ Yine meyvedeyiz.

HANE İÇİ KAVGALAR

AKP hükümeti Türkiye’nin hane içi sosyal, etnik ve inançsal temeldeki toplumsal sorunlarına, huzursuzluklarına ve kavgalarına çözüm aramak yerine, komşu ülkelerin hane içi sorunlarını da tırmandıran bir dış politikaya sahiptir.

Dış politikada savunduğu Sünni mezhepçi dış politika ısrarı ile Türkiye’yi dış ve iç arenada ciddi bir krizin içine doğru sürüklediler. Dünkü müttefikleri dahi, kriz yaratıcı bu politikalarında AKP’ye mesafe koymak zorunda kaldılar.

Emperyalistlerin Irak ve Suriye stratejilerinin tahrip edici sonuçlarından bu ülkelerin “Afganistanlaşması” riskinin tartışıldığı bir süreçte, AKP hükümetin cihatçı çetelerle kurduğu açık ve örtülü ilişki ve Ortadoğu politikalarındaki mezhepçi tutumunun sonuçları ise şimdi, Türkiye’nin “Afganistanlaştırılması” politikalarına hizmet ediyor.

AKP açıkça itiraf etmese de, Irak’ta ve Suriye’de “Kürtler-Sünniler-Şiiler” diye üçe bölünmüş yapılar arasında Sünnilik lehine tutum aldığı bir sır değildir.

AKP Irak ve Suriye’de Sünni cihatçıların yanında tutum alarak, buralardaki mezhepçi çatışmaları desteklemekle kalmadı, aynı zamanda bu çatışmaların ülkemize sıçramasına zemin hazırlamış oluyor.

Çünkü Irak ve Suriye’deki “Kürtler-Sünniler-Şiiler” gibi bölünmüşlüğün, Türkiye’de “Kürtler-Sünniler-Aleviler” olarak karşılığı vardır. Bunları kaşıyan politikaların yaratacağı tahribatları düşünmek bir ürkütücüdür.

Ortadoğu’da yaratılmış cihatçıların Irak’ta Şii’lere ve Suriye’de Arap Alevilerine yönelik canavarlaşmış ve insanlık dışı saldırılarının hedefin, Ortadoğu ve Türkiye’de tüm Aleviler var.

Silahlı bir Selefi grup Makedonya’nın Kalkandelen kentinden bulunan bir Bektaşi Tekkesi olan Harabati Baba Tekkesi işgal ediyor. Irak’ta ve Suriye’de cihatçı çeteler Alevi kutsallarını hedef alıyor. “Alevilerin katli vaciptir” diye fetvalar yayınlıyorlar.

Şimdi İŞİD Alevi ve Şii dünyasına yönelik psikolojik bir saldırıyı, Kerbela'daki İmam Hüseyin ve Necef'te de Hz. Ali Türbesine yönelik saldırı planladığını ve buradaki Alevi ve Şii kutsallarına zarar vereceklerini ifade ediyorlar. Savunması ve esir alınmış Aleviler insanlık dışı yöntemlerle katlediyorlar.

Türkiye nüfusunun dörtte birini oluşturan Alevilere yönelik, Irak ve Suriye üzerinden psikolojik ve provokasyonlara zemin hazırlayacak saldırıların planlayıcısı olan cihatçılara destek sunan AKP, bu gruplarla ilişkisini gözden geçirmek durumundadır.

Yıllardır hane içinde çözümsüzlüğe terk edilmiş, etnik ve inançsal eksendeki toplumsal sorunları dış politikanın da gerilimi besleyen bir unsuru haline getirmiş olan AKP, hane içini yangın yerine dönüştürecek politikalardan uzaklaşmalıdır.

Kürtlerin, Alevilerin ve Gayrimüslimler eşit yurttaşlık ve eşit haklar temelindeki sorunlarının, Ortadoğu’daki mezhep ve etnik temelli çatışmalara eklemlenmemelidir.

İç ve dış politikanın istismarı olarak kurban seçilmesinden dolayı Aleviler ciddi bir endişe içerisindedir! Yaşam hakkı konusundaki endişeleri, AKP’nin cihatçı çetelerle kurduğu ilişki göz önünde bulundurulunca daha da artmaktadır!

Halk arasında bir söz vardır; “Ne ekersen onu biçersen.” AKP hükümetin “biçtiği” ise iç ve dış politikada benimsediği ve uyguladığı stratejilerin sonucu ortaya çıkan ölüm makinelerine dönüşmüş cihatçı çeteler ve mezhep savaşlarına çağrı fetvalarıdır!

Kerbale’den bugüne kadar, Alevileri kanlı mezhep çatışmalarına çekmek isteyenler başarılı olamadı. Bugünden sonrada buna muvaffak olamayacaktır.

Aleviler hane içi kavga istemiyor! Hane içi kavgaların acılı ve tahrip edici olduğunu bilmektedirler. Erdoğan “dört dörtlük Alevi” olarak ve “Ali sevgisi” ile tutuşarak Alevileri bir mezhep savaşının içine çekmeye çalışabilir. Ama Aleviler bu tuzağa ve provokasyonlara asla düşmeyecektir.

Bugüne kadar Aleviler, insan haklarına aykırı ayrımcı, dışlayıcı, ve inkarcı uygulamaların hedefi haline getirilmiştir. AKP hükümeti iç politikada Alevilere yönelik ürettiği nefret, ayrımcılık ve mezhep gerilimi politikasından derhal vazgeçmelidir. Bunun yerine demokrasinin, laikliğin ve insan temel hak ve özgürlüklerin evrensel ilkeleri ışığında, Alevi toplumunun sorununu çözmek ve taleplerini karşılamak gibi tarihsel görev ile karşı karşıyadır. Bu süreç farklı inançların beşiği olan ülkemizde demokrasi ve hukuk sınavı olacaktır.

ATEİST JOACHİM GAUCK CAN’A KARŞI İMAM ERDOĞAN

ATEİST JOACHİM GAUCK CAN’A KARŞI İMAM ERDOĞAN
Alevilerin dindarlığını ölçmek Erdoğan’ın olmadığı gibi kimsenin de görevi değildir. Vicdani bir mesele olan inanç özgürlüğü özeldir. Kimin itikatlı, kimin itikatsız olduğuna dair Erdoğan elinde, insanlığın bihaber olduğu bir itikat ölçme aleti varda biz mi bilmiyoruz?
Gerek Erdoğan gerekse Diyanet İşleri Başkanlığı bir gün dahi temasta bulunmadığı Avrupa’da yaşayan Aleviler hakkında gıyaptan tanımlar yapıyor. İnsanları “bizim Alevi” ve “Ateist Alevi” olarak kategorileştiriyor.
Almanya'nın “Ateist Aleviliği” desteklediğini de ileri sürerek; "Almanya’da Alisiz Alevilik denen bir olay var, yani ateist bir anlayışın, Alevilik kisvesi altında, kendilerinin de desteklemiş olduğu bir yapı var. Türkiye’de böyle bir Alevi yok dedik. Almanya’daki bir kısım, avuç içi bir grup var, hem destekliyor Almanlar. Onların diliyle gelip burada konuşuyorlar” diyor.
Dinli ya da dinsiz olmak suç değildir. İnanmakta haktır, inanmamakta bir haktır. Evrensel hukuk ve inanç özgürlüğü inanma ve inanmama hakkını bir, eşit ve hak olarak sayar. Oysa Erdoğan’a göre inanmama hakkını kullananlara yönelik nefret söylemi hak oluyor. “Atesit” derken kavrama nefret yüklüyor ve onu bir suç unsuru olarak gösteriyor!
Eski bir imam olan Erdoğan’ın eski bir Rahip olan Gauck’a ve Aleviler saldırmasını sebepleri var; “Rahip Joachim Gauck”, “İmam Tayyip Erdoğan”’ın aksine Alevileri ve Aleviliği tanımlamıyor, sadece tanıyor!
İmam Erdoğan miting alanlarında Alevileri yuhalatırken, Rahip Gauck Almanya'nın Alevi kurumlarını en üst düzeyde muhatap alıyor. Aleviliği, Aleviler nasıl tanımlıyorsa öyle kabul ediyor. Çünkü evrensel inanç özgürlüğü devlete ve kamu yöneticilerine böyle bir tanımlama hakkı vermediğini iyi biliyor.

Dini, etnik ya da inanç grupları hakkında tanımlama yapanların diktatörlüklerde olduğunu herkes biliyor. Farklı inançları inkar edenler, Türkiye’de olduğu gibi resmi dini kimlik dayatıyorlar! 90 bin camisi, 143 bin imamı, binlerce okulu ve kuran kursları ile herkese Sünnilik elbisesi giydirmeye çalışıyor.

Almanya hükümeti ise kimseye dini kimlik dayatmıyor! Alevileri ve Aleviliği tanıyor ve diğer inanç gruplarıyla eşit haklara kavuşturuyor. Gauck, Cemevi'ni ziyaret ediyor, Alevilerin çalışmalarını, "insan hakları, özgürlük ve demokrasi, insan haklarının için taraf" olduğundan övgüyle söz ediyor. Oysa Erdoğan Aleviliği ve demokrasiyi bilmiyor. AİHM ve Evrensel hukukta ifade edilen inanç özgürlüğünü tanımıyor. Daha çok ulemaya danışıyor.

Ulemanın ve devletin dini müfredatından mezun olduğu için Aleviliği de bilmiyor! Alevileri de tanımıyor. Aleviliği Alevilerden öğrenmek istemiyor, Alevileri Alevilerle temas ederek tanımak istemiyor! Çünkü ona Aleviliği öğreten Diyanet İşleri Başkanlığı, İmam Hatip Okulları, İlahiyat Fakülteleri ve buralara çöreklenmiş İslamcı cemaatlerde Aleviliği bilmiyor. Hakkında zerre kadar bilgisi olmayan Alevilik ve Aleviler hakkında yorumlar yapıyorlar ve tanımlamalarda bulunuyor.
Sünni ilahiyatın Alevilik okumaları, tarihten gelen Alevi nefreti ile beslendiğinden Aleviliği “yoldan çıkmış”ve “sapkın” inanç olarak görür. Dolaysıyla Alevilerin, Ulemanın ve dini vesayetin çizdiği şekilde “yola sokulması”gerektiğini düşünüyorlar.
Bu nedenledir ki, Erdoğan’ın Alevilik algısı, cemaatlerin ve resmi din müfredatlarındaki “Alevilik” bilgisi ile sınırlıdır. Osmanlıdan bugüne kadar Aleviliği ve Alevileri asimilasyon, inkar ve imha ile bitirmek isteyen devletin “Alevilik” tanımlarının hedefine neyin konulduğunu artık siz tahmin edebilirsiniz!
Emevi zihniyeti okumasıyla sınırlı Alevilik algısı, Alevifobia derinliğindedir. Bunun için İmam Aleviliği ve Alevileri inkar ediyor. Onun kafasındaki “Aleviliği” Alevilik olarak kabul eden tek bir Alevi Avrupa’da yok! Dünya’da yok! Türkiye’de ise ihale ve statü peşinde olan bir kaç tane çakması var!

Not: Bugün 6 Mayıs...
Türkiye’yi özgürleştirmek ve bağımsızlaştırmak istediler. Bu ülkenin yürütmesi, yargısı ve yasaması bir olup onları darağacına gönderdiler.
Devrimci önderlerden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilmelerinin 43. yılında unutulmadı. Deniz, Hüseyin ve Yusuf dayanışmanın, devrimin, Kürt Türk kardeşliğinin vicdanıdır.
Mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum.

Turan Eser
Ankara/ Türkei

https://twitter.com/Turan_Eser

https://www.facebook.com/turan.eser

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.