• İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

    İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

  • Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

Uhrevileşen Partiler, Ulemalaşan Genel Başkanlar

TURAN ESER

Dinin çok yönlü istismar edildiği Türkiye’de siyasetin öncelikli listesinde siyaset dilinin ve faaliyetinin uhrevileştirilmesi var. Siyasi fukaralık sonucu, seküler siyaset dilini, “biz sizden daha dindarız” yarışında feda ediyorlar.

Devlet ve Sünni cemaatler eliyle örgütlenmiş toplumsal muhafazakârlaşma karşısında alternatif üretemeyenler, hâkim Sünni hegemonyaya teslim oluyor.

Seçilmiş Padişah, Ak-Saray’ının yanına “Milli Milleti” için Cemevi, Kilise, Sinagog ya da Havra değil, “Cami yapacağız” diyor. Vergileri, camilere, imamlara ve Sünni-Hanefi kamu kurumlarına harcanmak için gasp edilmiş diğer dinsel azınlıklar ise yok hükmündedir!

CHP Genel merkezine Cemevi, Kilise, Sinagog ya da Havra değil “Mescit” açıyor. Hüseyin Aygün’ün TBMM’ye Cemevi talebi reddedilirken, CHP Genel Merkezi’ne mescit açılması oldukça manidar değil mi?

Seküler değerleri savunmayanlar gerçek laiklik mücadelesini terk ediyor. Siyasi fukaralık ise kendisini devlet mezhebiyle besliyor. Çoğunluk mezhebine ve gericiliğe sığınıyor.

Maalesef uhrevileşen siyasetin akıl sağlığında ciddi bir sorun var. Dünyevi sorunlara, uhrevi çözüm arayan arızaları var.

Oysa siyasi partiler dünyevi kurumlardır. Partileri din istismarı ve teoloji üretim merkezine çevirmek, genel başkanları da ulemalaştırmak, siyasetin seküler akıl sağlığındaki krize işarettir.

Aleviler için, Alevilere rağmen

TBMM kürsülerinde Alevi yurttaşların hak temelli taleplerine çözüm bulmak yerine, Alevileri din ve devlet ilişkisindeki antilaik çarpıklığa ortak etme yarışındalar. Bu yarışta “Alevilik İslam’ın alt koludur”, “mezhebidir” ya da “farklı yorumudur” gibi teolojik tanımlar yapmayı da ihmal etmiyorlar.

TBMM, İlahiyat Fakültesi’nde hocalık, camide imamlık yapması gerekenlerin yeri olmamalıdır. “Her taşyerinde ağırdır”. Milletvekilleri karar vermelidir! Ya uhrevi teolojik alan, ya dünyevi siyasi alan!

Siyasi yüzsüzlük Alevilere Hanefi elbisesi giydirmeye çalışıyor. “Cemevi ibadet yeri olabilir. Ama Camiler Alevilerin de mabet yeridir!” diyerek, asimilasyoncu eski ezberlerine yeni kılıflar buluyorlar. Oysa, her inancın bir inanç evi vardır. Alevilere camiyi ikinci inanç evi olarak dayatmak asimilasyoncu çirkinliktir.

Alevilerin kendisi olarak varlığını sürdürmesini kabul etmiyorlar. Türkiye, Alevileri, “Alevi İslam”, İran ise “Şii Alevi” diyerek, bin yıllık Alevi, Bektaşi, Kızılbaş kimliğinin kendine özgü bir inanç olduğunu inkâr ediyorlar.

İktidar ve muhalefet partileri sözbirliği yapmışçasına Alevilere “Alevilik İslam’ın mezhebi, Allah’ımız bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, ehlibeytimiz bir” diyorlar.

Oysa Nesimi “Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz var” diye cevaplamış. “Sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız”diye anlatıyor Alevi-Bektaşi-Kızılbaşlar bin yıldır, bu yolu.

Hurafelerle Alevilere Tanrı soranlara, onlar; “Hak insanda, insan hakta bildik”, “Her ne varsa bu âlemde, hepsi mevcut ademde”diyerek çocuklarına “Her ne ararsan kendinde ara”, Hallacı Mansurca “Enel Hak” (Tanrı benim) demeyi öğretiyorlar.

Kul Nesimi olup, “Biz bir oruç tutarız, Ramazan’a benzemez”, “Biz bir ayet okuruz, Bir Kur’an’a benzemez” diyerek,“okunacak en büyük kitabın insan” olduğu toplumsal kütüphaneye işaret ediyorlar. “Telli Kuran” dedikleri bağlamada söze, dile gelen nefesleri, deyişleri, duvazları ise gülbankları (duaları) bilirler.

Çözüm net; inanç özgürlüğünü herkes için devlet kurumlarının dışına özel alana taşımak!

Raftaki Alevilik Kuşatılmış Aleviler

TURAN ESER
Seçim yaklaşınca bildik klasik taktikler ve vaat paketleri gündeme gelir. Hükümetler iktidarını korumak ve İslamizasyon için, asimilasyoncu adımları atmak için raftaki Alevilik paketini indirir ve kuşatılmış Alevileri avlamaya başlar.

Davutoğlu’nun da “paket” politikaları “şıp” demiş ustasının burnundan düşmüş!

Raftaki pakete sıkıştırılmış Alevilik yine gündemde. Cumhuriyet tarihi boyunca hep böyle yapılmış. Hükümetler seçim ya da dönemsel ihtiyaçları için raflara sıkıştırılmış Alevi paketini gündeme getirir. Fakat inanç özgürlüğünün evrensel ilkelerine uygun, somut hiçbir demokratik ve hukuksal adım atılmadan tekrar rafa kaldırılır.

İndir kaldır rejimi
AKP iktidarı, Cumhuriyet hükümetlerinin “Alevi sorununu çözmemek” için rafta tuttukları paketi 2003 yılında da gündeme getirip sonra sessizce rafa kaldırmıştı. Tıpkı 1963 yılında TBMM’ye getirilip tekrar rafa kaldırılan “Mezhepler Müdürlüğü” paketi gibi.

Cumhuriyet tarihi boyunca yaklaşık 20 kez Alevilik paketleri hükümetlerce raftan indirildi, sonra tekrar kaldırıldı.

AKP döneminde paketi raftan indirip kaldırma siyaseti daha da arttı!

 

2007’de Alevi paketi, Reha Çamuroğlu’nun koordinatörlüğünde “Alevi iftarı” ve “Alevi Açılımı”na dönüştürülerek raftan indirildi. Fiyaskoyla tekrar kaldırıldı. 2009’da Alevi paketi, Necdet Subaşı’nın koordinatörlüğünde “Alevi Çalıştayları” olarak ambalajlandı. Çalıştay tutanakları kitaplaştırılıp Alevi paketiyle birlikte tekrar rafa kaldırıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RTE Alevi paketini tekrar indirdi. Ramazan ayında “Alevilerle iftar buluşması” organize edip, “Aleviler’in kalbini tamir edecek” ustalığa soyundu. Üçüncü köprünün adına Alevi celladı Yavuz’un adını vererek, Gezi Direnişi’nde şehit düşen Alevi gençleri yuhalatarak, Alevileri “ateist”, “bölücü” diyerek ötekileştiren ve düşmanlaştıran politikaların ustası olunca, Alevi paketi tekrar yerine kaldırıldı!

Dayat ve asimile et açılımı
Şimdi Davutoğlu raftaki Alevi paketini tekrar indirdi.

Seçim var... Pakete ihtiyaç var!

İslam’ın TEK MABEDİ cami avlusuna bırakılması lazım. “Her dinin tek bir mabedi vardır. Müslümanların mabedi camidir ancak farklı yerlerde ibadet edilebilir. Cemevleri de bunlardan biridir” denilecek! Yani “Alevilerin gerçek mabedi camidir! Cemevinde de ibadet edebilir” denilerek Sünni ulemanın tanımları içinde “çözüm” bulunmuş olacak! Almanya, İsviçre, Danimarka ve birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu gerçeğini AKP hükümeti ve Sünnileşmiş rejim tanımamaya devam edecek!

Çünkü Alevilik ve Aleviler teolojik, ideolojik, ekonomik, siyasal ve güvenlik konseptleriyle ciddi bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Kuşatılmış Aleviler, Emevi Sünniliği’ne dayalı teolojik kuşatma üzerinde adım adım Sünnileştirilmek isteniyor.

AKP ve Diyanet, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu gerçeğine saygı göstermek yerine, onu kendine göre Sünnilik penceresinden tanımlamayı dayatıyor.

Cemevi için “Biz buna mabet diyemeyiz. Alevi vatandaşlarımız, ‘Ben Müslümanım’ dediğine göre, o zaman bir bölünmeye zemin hazırlamamak gerek.” “Devlet ve Diyanet herkese eşit yaklaşıyor” diyen AKP hükümeti nasıl bir “Alevi açılımı” yapılabilir?

Güçlü olanın güçsüz olan azınlık kimlikleri baskı, zulüm, asimilasyon ile ötekileştirdiği, düşmanlaştırdığı ve ezip geçtiği hoyrat bir ülkede yaşıyoruz.

Bu ülkede Alevi olmak zor!

AKP eliyle kurulmuş Emevi Sünniliği’ne dayalı rejimde, geliştirilen yeni dil ile Aleviler üzerindeki nefret ve ayrımcılık yaygınlaşıyor. Alevileri bu kuşatmalardan kurtarmadan hiçbir “açılım” ve rafta duran hiçbir Alevilik paketi Alevilerin derdine çare olmayacaktır!

Gıcır gıcır Türkiye!

62. Hükümet programında “Bugün Eski Türkiye’nin tüm vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyeti kaybetmiş, Yeni Türkiye kazanmıştır” deniliyor.

Yolsuzluklarını, hırsızlıklarını ve rüşvet çarklarını örtmeye çalışan AKP iktidarı, şimdi de ele geçirdikleri vesayet kurumlarını ve bu kurumlara bindirilen dinci kıtaları ve şırınga edilen İslamcılık zihniyetini örtmeye çalışıyor.

Oysa “Yeni Türkiye” de halen eski devletin ruhu ve zihniyeti hâkimdir. Statükonun “eski” kurumları, vesayet sistemleriyle halen yaşıyor.

Eski bir vesayet türü olan MGK, YÖK ve DİB siyasal İslamcılığın hizmetine girmiştir. Tüm bu vesayet kurumları tarihten bu yana var olmuş, milliyetçi ittihatçılık ve milliyetçi dincilik ekseni sürekli iktidarın merkezinde şu ya da bu şekilde varolagelmiştir.

HA HASAN KEL, HA KEL HASAN! Bazen ittihatçı ideolojik doz artmıştır, bazen de siyasal İslamcı doz! Bu ülkenin tarihi konusunda sınırlı bir bilgiye sahip olan kişi bile, Osmanlı’dan bugüne kadar süregelen sistemin ve devlet yapılanmasının Türk İslam Sentezi (Sünni-Türk-Erkek-Patron, Asker ve İmam) ekseninde olduğu bilir. Bunu gizli değil, resmi ve alenen yaparlar! İlköğretim öğrencisi bile bilir. Hem de ilköğretim 4. sınıftan itibaren zorunlu- seçmeli olarak öğretilen Sünni din derslerine bakmaları yeterlidir.

Bugün Türk Sünni İslamcılık dozu yüksek bir rejim var. Statüko değişmemiştir! Eski rejimin içinden beslenerek, büyüyerek gelen siyasal İslamcılık, eski vesayet kurumlarının dolaylı desteğini alarak var olmuşlardır. Statükonun kalıpları yerinde duruyor. Bu kalıpların içindeki harcın rengi, dozu Sünnilik ve gericilik lehine güçlenerek gelişmiştir. Tek fark budur!

Siyasal İslam eski statükonun çırağı iken, bugün ustası olmuştur. Sünnilik eksenindeki siyasal İslamcılık yeni vesayet türlerinin de harcıdır! Bu dinci vesayet bugün kendisini hükümet, Diyanet, İmam Hatipler, Zorunlu din dersleri, MEB, YÖK, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve İslamcı sermaye üzerinden örgütlüyor.

AĞIRLIK: DİNİ DİPLOMASİ 62. Hükümet Programı AKP iktidarının 2023 hedefine ise gericilik üreten vesayet türlerinin egemenliğine dayalı rejimin restorasyonunu hedeflemektedir.

Bu nedenle Diyanet’in Başbakanlığa bağlanması, Ortadoğu’da Türkiye’nin “dini diplomasiye ağırlık vereceği” ile açıklanamaz.

Diyanet’in Başbakanlığa bağlanmasının asıl gerekçesi, dinci vesayetin Sünnilik üzerinden güçlendirilmesi ve yeniden inşa edilmesidir. Diyanet, din ve siyaset ilişkileri açısından iç ve dış politikada zayıfta olsa sürekli bir vesayet kurumu olarak kullanılmıştır.

Diyanet Başbakanlığa bağlanması aynı zamanda DİB üzerinden dinci vesayetin daha da güçlendirilmesine yol açacaktır. Gözden kaçırılan budur. Ortadoğu’daki cihatçı çetelerin akıttığı kanı DİB diplomasiyle durdurmak fanteziden öte bir şey değildir.

Alevilerin, Hıristiyanların, ateistlerin ve rızalığı olmayan Sünnilerden zorla topladığı vergilerle devlet Sünniliğini örgütlemek için finanse edilen Anayasal bir Sünni Diyanet kurumunun ve bu kurumun Başbakanlığa bağlı olduğu bir ülkede gerçek laiklik değil, Sünni vesayet rejimi inşa olabilir.

Militarizmin MGK’si Genelkurmay Başkanlığı ile siyasal İslamcılığın MGK’si olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 3 Mart 1924’te aynı gün ve aynı kanunla kurulması tesadüf değil, 90 yıldır inşa edilen vesayet türlerine ilişkin ideolojik bir tercihti.

ÖRTEN VE ÖRTÜLEN “Yeni Türkiye”nin Anayasası halen 136. Maddesi ile Diyanet’in, 117. Maddesi ile Genelkurmay Başkanlığı’nın, 118. Maddesi ile MGK’yı ve TCK 89. Maddesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasının talep bile edilemeyeceğini güvence altına alınıyorsa “vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyetler kaybetmiştir” görüşü, İslamcılık ekseninden yeniden restore edilen vesayet kurumlarını ve zihniyetini örtmeye çalışan kocaman bir yalandır!

Hâkim İslamcı atmosfere ve paradigmaya teslim olmuş medyanın “akil” ve her şeyi bilir profesyonel yorumcuları ise, AKP iktidarının dinci ve mezhepçi vesayet kurumlarını ve zihniyetini “demokrasi” ve “özgürlük” diye pazarlıyorlar.

12 Eylül darbesinin ürünü olan AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, YÖK, yasakçı Siyasi Partiler Kanunu ve antidemokratik seçim barajı yasası ile “yeni” değil, “eski” olandan bahsedebiliriz.

Devletli ve statükocu siyasal İslamcılar bu hakikati ifade edemiyor. Her türlü araç ve söylemle vesayet hakikatini gizliyorlar. Oysa her şey çıplak, hâkim İslamcı atmosfere teslim olmadan görebilmeyi başarmak lazım.

Marketini arayan Padişah

RTE siyasal İslamcılık üzerinden inşa edilen “Yeni Türkiye” tablosunu kendi “hedef kitlesini” ikna edici şekilde pazarlıyor

RTE siyasal İslamcılık üzerinden inşa edilen “Yeni Türkiye” tablosunu kendi “hedef kitlesini” ikna edici şekilde pazarlıyor. RTE CB vizyon belgesinde “Yeni Türkiye dünya markası olan bir Türkiye olacak” diye buyurmuş. İktidar, para ve daha fazla güç isteyenlerin uydurduğu “vizyon belgesi”; halkın sorunlarını çözecek devrimci, demokratik, katılımcı ve çoğulcu bir manifesto değildir.

AKP’nin “Yeni Türkiye” edebiyatının özelliği siyaseti değersizleştirmek, sınıfsızlaştırmak, içiriksizleştirmek ve pragmatizm bataklığına sokmak olmuştur. Bu tip siyaset, yalan ve istismardan oluşan ikna argümanlarına sığınır.

 Parti üyelik ve taraftarlık statüsünde bir tür sigorta poliçe üyeliğine benzemektedir.

Halkın değerler ve ilkeler üzerinden nasıl bir ülkede yaşamak istediğine dair siyasal dünya görüşüne ve bir toplumsal dava hikayesine sahip olması küçümseniyor. Siyaset toplumsal ve sınıfsal davalar için değil, hükmetme ve kazanç faaliyeti olarak sunuluyor. Siyaset bireylerin kendi bireysel ekonomik menfaatlerini düşüneceği ve bireysel kariyer planlamasını yapacağı bir alan olarak örgütleniyor.

Böylece insanı hayvandan ayıran insani düşünme özelliğine meydan okuyan siyasi bayağılık kültürü çirkince yaygınlaşıyor. Kravatlı siyasal ordular, etraflarından kırıntı menfaatlerine muhtaç çoğunluk yaratmaya çalışıyorlar.

Siyaset itibarsızIaştığı ve ekonomik araca dönüştüğü için, sağlık sistemi ve hastaneler insanın sağlık hakkını öncelemesi gereken işlevsellikten, sağlık hizmetlerinin “paran kadar sağlık” ilkesiyle piyasaya peşkeş çekiliyor.

Eğitim sistemi ve okullar demokratik, katılımcı, özgür, laik ve parasız eğitim yerine yüksek kar hırsına bürümüş işletmelere ve dinsel asimilasyon camilerine dönüşüyor!

“Tarafsız” ve “özgür” basının yerini yüzde doksan ile “yandaş medya tekeli” “yandaş gazeteci” alıyor.
Siyaset itibarsızlaştıkça ve çürüdükçe içinden, sınıfsal ve toplumsal farklılıkların yok sayıldığı “İslam kardeşliği” örtüsünün altından diktatörün ideolojik ve teolojik tebaa olarak gördüğü, hangi değerlere ve ilkelere oy verdiğini bilmeyen, menfaatçi “yığınlar” ortaya çıkıyor.

Tüm bu siyasal “marketing” hokkabazlıkları ve şarlatanlıkları sürerken, giderek artan yoksulluk, işsizlik, devlet terörü, otoriterlik, mezhepçilik, etnik ve dinsel ırkçılık, muhafazakarlık ve bin bir türlü sömürü sisteminin modern köleler yaratarak kurumsallaştığı ve hedefin aslında seçilmiş padişahlık rejimi yaratma gerçeğinin üstünü “Yeni Türkiye” yalanı ile örtülüyor!

Siyasete yüklenen anlam ve değer hiç bir tarihte bu kadar çirkinleşmedi ve gerçekliğini yitirmedi!

 VİZYON KARNESİ

 RTE yapılmamış ve yaşanmamış olanları, “vizyon belgesini” sunarken “olmuş” yalanlarıyla pazarlıyor. “Biz demokrasi istedik. Hem de herkes için demokrasi istedik” derken sürekli “engellendik” yalanına sığınıyor! Diğer taraftan da büyük yalan patlıyor; “Türkiye hiç olmadığı kadar özgür” olmuş!

Peki, özgürlük, demokrasi, laiklik, eşit yurttaşlık talep edenlere karşı devlet terörünü organize eden kim? 12 yıl içinde binlerce insan siyasi görüşlerinden dolayı tutuklanmadı mı?

Roboski’de 34 genci sanırım Portekiz devleti öldürmedi! Ya Gezi’nin çocukları? Onlar “Türkiye hiç olmadığı kadar özgür olduğu” için mi öldürüldü! Peki kimin tarafından? Onları da “destan yazan” Alman polisleri mi öldürdü? Emri Angela Merkel mi verdi?

İŞİD cinayet şebekesini “aileden” olduğu için “unsur” gören RTE, Berkin Elvan’ı terörist ilan ederken, siyaseti ve vicdanı ne kadar insanidir?

Türkiye’de “Kürt sorunun çözümü” için “silah bırakın” diyen AKP neden IŞİD’in Rojava’nın Kobani kantonuna yönelik saldırısı karşısında neden sus pus olur?

RTE “çözeceğiz” dediği Kürt sorununda müzakere için “çerçeve yasa” olarak bilinen kanunu neden “Terörün Sona Erdirilmesi” olarak tanımlar?

12 yıldır Alevilerin tüm taleplerine sağır olan, tek bir talebi dahi karşılamayan AKP, hangi aptalı ikna etmek için “Alevinin özgürlüğünü savunduk” gibi bir yalana sığınabilir? Alevi nefreti ve ayrımcılığı eken AKP hükümeti, hangi tarlada “Alevi özgürlüğü” biçer? İnsanın yüzü kızarmaz mı?

Gerçek şu; AKP iktidarı halkın gerçek sorun ve acılarını üzerinde bir baskı olarak görmez. Aksini siyaseti halkın sorunlarını ve acılarını artırmak için kullanırlar. Egemenliklerini ve mutluluklarını halkların demokratik haklarını gasp ederek, onların mutsuzluğu üzerinden kendilerini mutlu etmek için diktatörlüğüne özenirler.

CB seçimlerindeki hedefleri de nettir: Kerhen padişahlık!

Bize düşen görev ise RTE’yi bu rüyadan uyandırmak!

 

Mezhepçi faşizm ve din eğitimi

ABD’li tarihçi ve yazar Murray Newton Rothbard “İnsanları birbirlerini öldürmek için eğitmek insanın kutsallığını ihlal etmektir” diyor.

Rothbard bu sözleriyle egemenlerin iktidarlarını korumak, kendilerini güvene almak için biat edecek toplumu yaratacak eğitimi kullanmalarının yanlışlığına işaret ediyor. Egemenler, toplumun ruhunu, düşüncesini ve reflekslerini din eğitimi yoluyla teslim alıyorlar. Din dersleri zorunlu hale getiriliyor.
Devletin ve AKP’nin yaptığı iş budur. Dolayısıyla devlet ve devlet güdümlü İslamcılık eliyle zorunlu din, tarih ve güvenlik dersleri ile bugün cihat ordusu yetiştirmeyi hedefleyen “Eğit-Donat” projesi arasında ideolojik ve mezhepçi bir köprü mevcuttur.
Devlet eliyle din askeri eğitimi halkın lehine değildir. Halklara karşıdır. ABD ve AKP, insanları birbirine öldürtmek için “Eğit-Donat” projesi ile Suriye halklarına karşı radikal İslamcı çeteleri eğitiyor, örgütlüyor, silahlandırıyor.
Dün Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta yaşanan katliamlarda bu “Eğit-Donat” mezunu öğrencilerin ürünüydü!
ILIMLI EĞİT, RADİKAL DONAT
Şimdi “radikal değil, ılımlı katledeceğiz” diyorlar.
“Ilımlı İslamcılarla öldürmekle” katliamlara meşruluk kazandırmaya çalışıyorlar.
Çirkin ve ahlaksız bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız.
NATO’nun dün Varşova Paktı’na karşı Afganistan’da, Türkiye’de “komünizm tehlikesine karşı” ortaya konulan “Yeşil kuşak” projesinin “Eğit-Donat” cihat okulundan mezun olan El Kaide, IŞİD, El Nusra, ÖSO ve türevi İslamcı çetelerin bugün kendisini üretenlere de kafa tutan, konuma geldiklerini biliyoruz.
AKP ve ABD eski eğitim silahı olan “Eğit-Donat” projesini şimdi “ılımlı” olarak ambalajlayıp dünyaya yutturmaya çalışıyor.
“Eğit-Donat” projesi ile radikal İslamcı çeteleri güçlendirmek ülkemizde ve sınırlarımızda yeni bir bataklığın yaratılmasıdır. Bu bataklıkta üretilen virüsler sadece ülkemizi ve Ortadoğu halklarına karşı değil, küresel ölçekte bir tehdit olacaktır.
ILIMLI ÖLDÜRENLER KİM OLACAK?
Şiddetin, öldürmenin, katliamın ılımlısı ve radikali olmaz!
“Eğit-Donat” projesi ile hedeflenen mezhepçi faşizmin ordusunu büyütmektir. Bu proje ilk değil ve son da olmayacak, eğitileceği söylenen “ılımlı” İslamcı gruplar kim?
Alevilerin yoğunlukla yaşadığı Humus-İkrimi’de 45 öğrenciyi öldürenler değil mi?
Lazkiye’de Alevi köylerinde katliamları gerçekleştiren ve kelle kesenler El Nusra ve El Kaide çeteleri değil mi?
Şengal’de Ezidilere, Kobane’de Kürtlere yönelik katliamların ve insanlık dışı vahşetin adresi IŞİD değil mi?
Kesab’ta Ermenileri öldüren, köyleri boşaltan, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve onun bir kolu olan Ahrar el-Sham çeteleri değil mi?
Musul’da Türkmenleri katledenler kimlerdi?
“Eğit-Donat” adaylarınız ve eski mezunlarınızın çocukları değil mi?
Değişen tek şey eski programın yeni ayarlarıdır: Ilımlı eğitim, radikal donanım!
Bilgisayar oyunlarındaki gibi, şiddet ve savaş oyunları sürekli güncelleşiyor. “Eğit-Donat” projesinin işletim sistemi, eğitimi ve donanımı için en son güncelleştirmeler AKP ve ABD eliyle yapılırken, değişmeyen tek şey oyunun kullanıcısı radikal/ılımlı İslamcı çeteler oluyor.
TEOKRASİYE KARŞI DEMOKRASİ VE GERÇEK LAİKLİK
İslam “radikali, liberali, demokratı, ılımlısı” olarak tasnif edile dursun, hakikat şudur; İslam eşitlik, demokrasi ve laiklik ile barışık değil, kavgalıdır. ÖSO IŞİD’tir, El Kaide El Nusra’dır. Hepsi birbirinin ideolojik ve teolojik rahminden doğar.
Hepsi şu ya da bu şekilde “Şeriat” der ve evrensel hukuku, insan haklarını, eşitliği, adaleti hiçe sayarlar, tıpkı AKP’nin zorunlu din derslerine ilişkin AİHM kararlarını hiçe saydıkları gibi.
Hedefleri demokrasiye karşı teokrasiyi, sekülerleşmeye karşı biat eden dindar nesil ve dini hayatı dünyevileştirmektir.
MEZHEPÇİ FAŞİZME VE ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI MİTİNG
Hafta sonu 10 bin kişinin katıldığı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Alevi Kültür Dernekleri’nin düzenlediği mitinge Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, KESK, TTB, TMMOB, DİSK, HDP, ÖDP, EMEP, Halkevleri ve birçok siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ile duyarlı bazı CHP milletvekilleri de destek verdi. AKD, HBVAKV ve AABK Genel Başkanları Doğan Demir, Ercan Geçmez ve Turgut Öker, konuşmalarında zorunlu din dersi ve eğitimde hak ihlallerine karşı tepkiler dile getirirken Kobane ile dayanışma mesajlarını da kamuoyu ile paylaştılar.
Sıhhiye Meydanı’nda toplanan ve “AKP’nin İtaatkâr Gençliği Değil, Pir Sultan’ın Direnişçi Gençliğiyiz” diyenlerin “Zorunlu Din Dersine Hayır” ve “Mazlum Kobane Halkının Yanındayız” mesajına herkesin kulak vermesi lazım.

SAHİPSİZ HACIBEKTAŞ VE ÇOKLU HAYATLAR

“Aşıkların kabesi, eksik gelenin tamam olduğu”Serçeşme’nin, yani Hünkar’ın Rıza Şehrinin kapısı ‘’doğruluk kapısıdır, değil insanın eğrisi odunun eğrisi bile giremez“ iken şenliklere “eğri insanların gireceği yeni ideolojik ve teolojik kapılar’’ açılıyor.
TURAN ESER
“Benim Kabem İnsandır” diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzurunda olmanın huzuru ile tanık olduklarımın huzursuzluğu var üstümde.
Son 20 yıldır aralıksız tüm “şenliklere” katıldım. Bu yılki “Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma etkinlikleri” üzerinden bazı hakikatleri dile getirmek istiyorum.
Hünkar’a yönelik sahiplenme duygusu bilinçli olarak zayıflatılıyor. Aleviliğin çoğulculuk ve “yetmiş iki milleti aynı nazarda görme” ilkesini, Belediye Başkanı Selmanpakoğlu tek tipleştirmeye bırakıyor.
Şenlikler Alevilerin dışındaki siyasi aktörlerin propaganda merkezine dönüştürülmüş. Alevi kimliği ise “panel” ve “söyleşiler” aracılığıyla “Türkçülük”, “Ulusalcılık” ve “Alevi İslamcılığı” ekseninde inşa ediliyor ve Aleviler bu ideolojinin teolojik zehirlenmesine maruz bırakılıyor.
“Neden böyle oldu?” diye sorabiliriz.
Alevi hareketi Serçeşme’den uzak durarak bu işi başardı galiba!..
Alevi hareketi işgal edilmiş Serçeşme ile ilgilenilmediği için, doğal olarak Türk İslam Sentezciler bu alanı doldurmuştur!
Alevi hareketi Hacıbektaş Belediye Başkanlığı seçimini kazanacak güç, birikim ve halk desteğine sahip olmasına karşın kazanacak adayı desteklemediğinden belediye Türk İslam Sentezci zihniyete teslim edilmiştir.
Dolayısıyla demokratik Alevi hareketi suçlu sayılır!..
HACIBEKTAŞ’TA ÜÇ HAYAT
Hacıbektaş’ta Alevi öğretisine aykırı ve birbirlerine yabancılaşmış üçlü bir hayat vardı.
Birinci hayat devletin, CHP’li belediyelerin, siyasetçilerin içinde olduğu ve Alevi değerlerini istismar eden, kendi siyasi reklamlarını Hünkar’ın öğretisinin önüne koyan “resmi hayat”.
İkinci hayatta ise yüzlerce kilometre uzaklardan gelen ötekileştirilmiş, söz hakları ellerinden alınmış, şenlikler boyunca Hacıbektaş’ın kızıl toprakları üzerine kurdukları bez çadırlarda, tozlu kaldırımlar üzerindeki “açık hava oteli’’nde, arabalarında, kiralanmış okul sınıflarında, bahçelerde, su, temizlik ve alt yapı olanaklarından mahrum yaşayan Alevilerin “günlük hayatı”var.
Üçüncü hayatta ise Serçeşme’de süregelen asimilasyona ve “resmi şenliğe” karşı bir seçenek sunamadan “faaliyet raporu” için kurdukları ayrı ayrı dernek çadırlarında, kendi dar hücrelerine hapsolmuş toplantılarıyla “örgütlü hayat” vardı.
Bir tarafta kırmızı halı üstünde yürüyenlerin “resmi hayatı”, diğer tarafta itikat için Hünkar’ının huzuruna niyaz için gelen onbinlerce Alevi, Çepni, Bektaşi, Arap Alevi, Tahtacı. Diğer tarafta ise onbinlerin dışında onlara yabancılaşmış “Alevilerin geleceğini” 75 kişi ile konuşan ve salt yöneticilerden oluşan Alevi hareketinin “Örgütlü hayatı”!
ÖNCE İNSAN, ÖNCE HAK
Alevilik gibi evrensel bir öğretinin merkezi olması gereken Hacıbektaş sahipsiz, kasıtlı olarak ilçedeki işsizlik, alt yapı, çevre ve temizlik gibi sorunlarına çözüm üretilmiyor. İlçeyi kamu kaynaklarından mahrum bırakıyorlar. Hünkar’ın huzuruna gelen Aleviler binbir çile içinde Çilehane’yi ve Hünkar’ı ziyaret edebiliyor.
Ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli adına düzenlenen “Şenlikler” aslında bir dramı sergiliyor. “Bu ‘Şenliklerin’ yapılmaması yapılmasından daha da faydalıdır” diye geçiyor içinizden. Şenliklerin içeriği ve verilen mesajlara bakıldığında giderek iç ve dış asimilasyona hizmete dönüşmüş.
Kemalist, Ulusalcı, Milliyetçi, Siyasal İslamcı ve Diyanetçi “Aydınların” tek tipleştirici panelleriyle tahrip edilen Alevilik, asimilasyona maruz bırakılıyor. Zihinlere “İslamcılık, Şiilik ve Ulusalcılık” şırıngalanıyor.
Demokratik Alevi hareketi mi? Onlar Serçeşme’de temas dahi kuramadıkları “Alevilerin Geleceğini” konuşuyorlar!
Tekrardan öteye geçmeyen, vizyonsuz, burnunun dibinde olup bitene iç ve dış asimilasyona kayıtsız kalan umursamazlığın içindeler. Aynı yüzler, aynı sözler ve ertesi gün sabah “Resmi protokole”girme telaşında olan ABF yöneticileri.
SERÇEŞME’DEKİ EĞRİ ODUNLAR
“Aşıkların kabesi, eksik gelenin tamam olduğu”Serçeşme’nin, yani Hünkar’ın Rıza Şehrinin kapısı ‘’doğruluk kapısıdır, değil insanın eğrisi odunun eğrisi bile giremez“ iken şenliklere “eğri insanların gireceği yeni ideolojik ve teolojik kapılar’’ açılıyor.
Bektaşilik doğruluk kapısıdır. Şenlikler, Alevi öğretisi gereği ayrımcılık ve yozlaşma üreten “resmi protokolü” tanımaz.
Doğruluk kapısından giren her can, unvanlı unvansız olsun, varlıklı, varlıksız olsun, resmi ya da sivil olsun, herkes birdir, eşittir ve candır!
Peki bu sorunun çözümü var mı? Var!
Aleviler Dergahına ve Hünkar’ın öğretisine sahip çıkmalıdır. İç ve dış asimilasyoncuların Hünkar’ın öğretileri üzerinde yarattığı tahribatlara karşı Alevi kimliğini korumak ve sahiplenmek zorundadır. Çünkü bu amaçla örgütleniyorlar.
Asimilasyona hizmet eden “Resmi Şenliklere” karşı “1. Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anma Şenlikleri’’ni 2015 yılında gerçekleştirmelidir. Üç günlük İnançsal, Kültürel, Siyasal, Sosyal Programı’nı Nisan 2015’e kadar hazırlayıp kamuoyuna duyurmalıdır.
Ancak alternatif etkinlik ile Türkiye ve Avrupa Alevi hareketi, Hünkar’ın huzuruna gelen onbinlerce Alevinin gerçek eğilimlerine kucak açabilir. Türk Alevi İslam Sentezcilerinin Serçeşme’de kurmaya çalıştığı hegemonya ve Aleviliği Cami-Cemevi gibi projelerle devletleştirme çabaları boşa çıkartılabilir. Hünkar’ın dergahı üzerindeki işgalin ve Alevi öğretisine yönelik tahribatın durdurulması ancak “Diyanet ve zorunlu din dersleri kaldırılsın, Cemevlerine ibadet yeri statüsü tanınsın, Alevi Alevi-Bektaşi dergahları üzerindeki işgal kalksın” diyen Alevilerin bu etkinliklerde buluşarak, doğru talepler ve düşünceler etrafında toplumsallaşmasıyla mümkündür.
Zorunlu din dersleri, iç ve dış asimilasyon Alevi çocuklarını çalıyor ve Aleviler bu tehlikenin yeterince farkında değil. Alevi hareketi şimdi çocukların geleceğine ve kimliğine sahip çıkmak için görevini yapmak zorunda!.
Alevilerin umudu olmaya aday örgütlenmeye ihtiyaç var. Bunu yaratmak Alevi hareketinin Alevilere borcudur.

CUMHURUN İMAMLARI

Turan Eser
Aleviler iki Hanefi İmam’dan Radikal İslamcıya karşı, Ilımlı İslamcı “İhsanoğlu’nu seçin” davetleri çıkaranlara hayır cevabı vermelidir. Hayır cevabı yetmez!
Muhafazakar ve milliyetçi aklın ülkenin geleceğine bu denli egemen olmasına izin vermemek için, Gezi direnişinde açığı çıkan toplumsal muhalefet dinamiklerinin, birleşik mücadelesini ve halkın ortak adayını belirlemek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.
Aleviler, Kürtler, Gayri Müslimler ve solun dinamikleri Gezi direnişinde açığa çıkan ruhuna uygun halkın ortak adayı ile bir seçenek olarak ortaya çıkmak zorundadır.
Geç kalmamalıyız!
Etkinliklerle dolu bir haftayı geride bıraktım. İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi tarafından düzenlenen ve 15 bin kişinin katıldığı 4. Alevi Festivali kapsamından düzenlenen bir panele mihman olduktan sonra apar topar soluğu Altınoluk’ta 5 bin kişinin yer aldığı Altınoluk Cem ve Kültür Evi’nin kitlesel ve coşkulu açılışına ve paneline katıldık.
AKD Genel Başkanı Doğan Demir, CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ve benim konuşmacı olarak katıldığım panelin kolaylaştırıcılığını ise Dr. Mehmet Akbulut yaptı. AKD Altınoluk Şube Başkanı Hüseyin Altay’ı, yönetimini ve Altınolukta’ta Cemevinin yapımını katkı sunan herkesi kutluyorum.
Panelde İhsanoğlu’nun adaylığına ilişkin görüşlerde paylaşıldı. Altınoluk’ta kaldığımız yerden devam edelim.
İhsanoğlu, CHP ve MHP’nin ortak aklından “ortak çatı” ürünü olarak ortaya çıkmadı.
Bu algı yönetimi bilinçli olarak “Çatı Adayı” olarak pompalanıyor. “Çatı adayı” hangi aklın ve hangi stratejinin adayıdır?
HALKIN ADAYI DEĞİL
Bir şey net; Ekmeleddin İhsanoğlu ismi CHP’nin görüştüğü DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi emek örgütleri, DKÖ’leri ve Alevi hareketi tarafından gündeme getirilmemiştir! Halk arasında daha çok Rıza Türmen gibi isimler vardı. İhsanoğlu ismi halk tarafından bir kez dahi telaffuz edilmedi ve “halkın adayı” değildi.
Sözde “eğilim yoklamak” ya da “görüş toplamak” gibi girişimler “dostlar alış-verişte görsün” derinliğindeki göz boyama ziyaretleriydi. İddia ediyorum: Bu isim çok önce biliniyordu! Kılıçdaroğlu'nun ve Bahçeli'nin deyimiyle "siyasetler üstü konsensus" ile belirlenmişti.
Dahası var; İhsanoğlu ismi küresel siyasetin Ortadoğu’daki büyük hikayesine uygun olduğu için, ABD tarafından desteklenerek dayatılmıştır. Bunu anlamak için salt İhsanoğlu’nun özgeçmişi üzerinden bir okuma ile sağlıklı analiz yapma şansımız da yok. Fakat ABD ve AB’nin Ortadoğu’daki gelişmelerle kurduğu dış politik tutumları ile bu adayın ABD ve AB’nin dış politikalarıyla örtüşen tutumu ile kişisel özgeçmişleri üzerinden kuracağımız bir ilişki bize başkaca ipuçları verebilir.
Ancak bu ip uçlarının bizzat kendisi bile, sadece masumane bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olarak sunulan oyunun arkasında esasen başkaca büyük bir hikayenin olduğudur. Ortadoğu’da yaşanan süreçler ve AKP’nin yarattığı Sünni rejimin otoriterleşerek, radikal İslamcı kesime doğru kayması, ABD ve AB stratejik ortaklığında güven bunalımının yaşanmasına sebep olmuştur.
Kısacası, Cumhurbaşkanlığı ve nasıl bir rejimden, nasıl bir Ortadoğu ve küresel siyasetten yana siyasal tutumun seçilmesiyle alakalı olacaktır.
ILIMLI MI RADİKAL Mİ, HANGİ İSLAM?
AKP hükümetinin dış politik tutumu ve Sünni Kuşak Projesinde radikal İslamcı kesimden yana aldığı tavırla sorumludur.
AKP, milliyetçilik, devletçilik ve Neo liberalizm ekseninde üretilen ABD patentli “Modern Ilımlı İslam” tezi ile bu tezin ruhani siyasal tütsüsü üzerinden inşa edilen Büyük Ortadoğu Projesinde uzaklaştığı için, ABD “Modern Ilımlı İslam” tezlerine karşılık, bölgede radikal İslamcı eksenin güçlendirilmesi stratejisiyle darbe aldıklarını düşünmektedirler.
Özellikle AKP hükümetinin, Suriye’ye müdahale ile iyice ayyuka çıkan “Ilımlı İslam” yerine “Radikal İslamcı” tutumu, ABD’nin ve Gülen Cemaatinin dış politikasındaki “Ilımlı İslam” tezine direnç olarak ta algılanmıştır. AKP’nin Ortadoğu’da radikal dinci çizgideki İslam’i hareketlerle geliştirdiği stratejik ilişkiler ve bölgede farklı bir aktör olma hayalleri, ortaklarını tedirgin etmiştir.
“Ilımlı İslamın” kendini güncellemesi ve yeni döneme uygun “Şii-Sünni-Kürt-Arap Ilımlı İslam Kardeşliği” olarak, küresel kapitalizmin hizmetine sokulması istenmektedir. Bölgede “mezhep çatışmaları” yerine, süregelen çatışmalarla Ortadoğu’da fiziki, askeri, stratejik ve lojistik olarak zayıflatılmış tarafları, grupları ve hükümetleri ABD ve kısmen AB himayesinde bir arada tutma stratejisi devreye sokulmak istenmektedir.
SOL, ALEVİLER VE EKMELED-DİN
Aleviler iki Hanefi İmam’dan Radikal İslamcıya karşı, Ilımlı İslamcı “İhsanoğlu’nu seçin” davetleri çıkaranlara hayır cevabı vermelidir. Hayır cevabı yetmez!
Muhafazakar ve milliyetçi aklın ülkenin geleceğine bu denli egemen olmasına izin vermemek için, Gezi direnişinde açığı çıkan toplumsal muhalefet dinamiklerinin, birleşik mücadelesini ve halkın ortak adayını belirlemek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.
Aleviler, Kürtler, Gayri Müslimler ve solun dinamikleri Gezi direnişinde açığa çıkan ruhuna uygun halkın ortak adayı ile bir seçenek olarak ortaya çıkmak zorundadır.
Geç kalmamalıyız!

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.