• İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

    İslam-Alevi İnanç Toplumu (IAGÖ) ve ilgili organlarına!

  • Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

Savaştayız; TBMM kapalı, AK-Saray açık

Turan Eser

Şiddet, baskı, hak gaspları ve savaş tırmandırılıyor. Yaşam ve demokratik haklarımız, AK-Saray/ın kirli erken seçim stratejisinin ve tek adamın iktidar hırsına kurban ediliyor. Bu ortamda tüm açıklamalar ilk önce AK-Saray’dan yapılıyor. Seçimlerden yeni çıkmış Türkiye’de, 12 Eylül’ün ve 1990’lı yılların karanlık sürecini yaşıyoruz. AK-Saray açık ama TBMM kapalı ve çalışmıyor!

Hukuk dışı bir süreç yaşanıyor. TBMM kapalı tutuluyor, devre dışı bırakılıyor. AKP geçici hükümeti ise Erdoğan’ın vesayeti altında, onun her emrine itaat ediyor. Erdoğan, iktidarının güvenliğini elinde tutmak için, 12 yıllık AKP rejiminin günahlarını ve suçlarını örtmek için Türkiye’yi hızla içte ve dışta savaşa sürüklüyor.

Tüm siyasi, askeri, ekonomik ve dış politika konusunda konuşan tek kişinin Erdoğan olması bu nedenledir. Fiili ve icracı kabine TBMM’de değil, AK-Saray’dadır. Davutoğlu ise AK-Saray’ın talimatları ve suflörlüğüne teslim olmuş, güdümlü “geçici hükümetin” kağıt üstündeki “Başbakanı’’dır.

TEK BAŞINA HALKTAN İNTİKAM ALMAK

CumhurBaş(ba)kanı’nın ne istediği bellidir; Erken seçim! En erken tarih Kasım 2015, en geç tarih ise Nisan 2016. Halkın 7 Haziran’da ortaya koyduğu iradeye itiraz ediyor. AKP’nin tek başına iktidarına son veren halkın iradesinden, şiddet stratejisi ile intikam almak istiyor.

Şu net; AKP 12 yıllık tek başına iktidarını kimseyle paylaşmak istemiyor. AKP halka hesap vermek istemiyor. Yolsuzlukların üzerine gidilmesini, dış politikadaki stratejik rezilliğin hesabını vermek istemiyor. İster “Başkanlık sistemi” olsun, ister tek başına AKP hükümeti olsun, “tek adam rejimi” kurulmak isteniyor.

Erdoğan koalisyon istemiyor. Çünkü koalisyon, AKP’nin 12 yıl iktidar döneminde üstünü örtmeye çalıştığı birçok “sırrın” ve “örtülü işlerin” deşifre olması ve açığa çıkmasına neden olabilecek. Aynı zamanda bu süreçte zehirlenmiş ruhlarında biriken tek başına yönetme hırsı ve ihtirası nedeniyle iktidarı paylaşmayı hazmedemiyorlar.

Erdoğan her şeyi göze alarak, demokrasi, Anayasa ve hukuk dışı uygulamaları rutine bağladı.

ŞİDDET SARMALI ERKEN SEÇİMİN HABERCİSİDİR

Erdoğan, şiddeti ve savaşı tırmandıran siyaset dilinin yanı sıra, zora başvurarak, erken seçimde, halkı “güvenlik” ve “korku” üzerinden AKP etrafında toplamayı hedefliyor. Erken seçime ise “vatan”, “millet” edebiyatı ile etnik ve din milliyetçiliğini temsil eden azınlık hükümeti kurularak gidilecek gibi görünüyor.

HEDEF MHP VE HDP

Erdoğan iktidarını korumak için, tüm araçları devreye sokmuş durumdadır. Hedef, erken seçimde tek başına hükümet kuracak sayıda milletvekilidir. Bunun için de 7 Haziran’da kaybedilen oyların geri gelmesi gerekiyor. Kaybeden AKP, oyların gittiği adres bellidir; HDP ve MHP!

Dolayısıyla HDP ve MHP’ye giden oyları geri getirmek için yeni stratejilere ihtiyaç var. CHP’yi “koalisyon müzakereleri” ile teslim alan Erdoğan’ın asıl derdi HDP ve MHP’dir.

MHP, Erdoğan’ı fazla zorlamadı. Zira MHP’nin siyasi çapsızlığı “MHP, AKP’nin yedek lastiğidir” ve “MHP, AKP’nin adayını TBMM Başkanı yaptı” algısını oluşturdu.

AKP’nin PKK’ye yönelik erken seçim odaklı operasyonlarının yapıldığı bir ortamda, MHP’nin HDP’nin kapatılmasını talep eden açıklaması aslında Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürüyor. Devlet Bahçeli adeta AKP’nin Eş Genel Başkanı gibi çalışmaktadır. AKP’nin erken seçimde “vatan ve millet” edebiyatı ile milliyetçi oyları AKP’ye davet etmesi, MHP’nin tutumu nedeniyle sonuç veriyor.

SEÇİM ODAKLI ŞİDDET TUZAĞI

AKP, devletin şiddet aygıtlarını ve yandaş medyasını devreye sokarak, HDP’yi seçmenlerinin gözünden düşürmek, itibarsızlaştırmak ve şiddetle özdeşleştirmek için elinden geleni yapıyor. Kürt siyasi hareketine yönelik operasyonlar düzenliyorlar. KCK’nin “çatışmasızlık” sürecini çatışmalı sürece dönüştürmesi, AKP’nin görmek istediği resimdir. AKP tüm kurgusunu, HDP’nin 7 Haziran’daki yüzde 13’lük başarısının gerilemesini sağlayacak hesaplar üzerinden yapıyor. AKP sandıkta kaybettiği iktidarını, şiddet ve savaş ortamında geri kazanmak istiyor.

AKP tarafından yaratılan şiddet, baskı, yasaklar, gözaltılar ve savaş politikaları, erken seçim öncesi hem Kürt siyasi hareketinin ve hem de Türkiye halklarının demokratik hak ve özgürlüklerine saldırıdır. Kürt siyasi hareketi ve toplumsal muhalefet dinamikleri, erken seçim odaklı şiddet tuzağını ancak, barıştan yana tutumunu inadına sürdürerek ve birleşik mücadele cephesini genişleterek boşa çıkartabilir.

@Turan_Eser

 

Diyanet ve ‘laik’ fetvalar yerine

Turan Eser

“Diyanet neden kapatılmalı?” başlıklı yazımızda, “Peki DİB kapatılsın ama yerine ne konulmalıdır” sorusunda kalmıştık.

Türkiye’de din ve devlet ilişkisinde yaşanan arızalardan birisi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) sorununa ilişkin dile getirilen dört eğilim var.

Birinci eğilim, DİB’nin mevcut mezhepçi halinin muhafaza edilmesinden yanadır. Devlet zora dayalı mezhepçi din sopası ile vatandaşının vicdanına hükmetmeyi ve farklı inançları asimile etmeyi ister.

İkinci eğilim, mevcut arızayı ve kamburu düzeltmek yerine, çeşitlendirmek için, DİB’nin çoğulcu ve diğer din ve inançları da kapsayan konuma kavuşturulmasını savunur.

Üçüncü eğilim, sanki Türkiye’deki özerk kurumlar “özerk”miş gibi, DİB’nin özerk bir kuruma dönüştürülmeli der. Ayrıca DİB’de yer almak istemeyen diğer inanç grupları kendi kurumlarını “açsın” derler.

Dördüncü eğilim ise Diyanet’in lağvedilmesini ve devletin din hizmeti sunmamasını savunur.

ÇÖZÜM DİNSİZ DEVLET, ÖZGÜR VİCDAN

Laik bir ülkede devletin, toplumsal çeşitliği ayrıştıran dini, ruhban sınıfını andıran Şeyhülislamlık ve “laik” fetva veren kurumu olmamalı.

Devlet, kamu bütçesinden dini ve kurumlarını finanse etmemeli. Tüm inananlar ve inanmayanlar karşında tarafsız ve eşit uzaklıkta olmalıdır. Unutulmamalı ki inanç özgürlüğü kişisel ve özel alana aittir. Devlet bu özgürlüğü ve tercihi bireye ve inanç topluluklarına bırakmalıdır.

Aynı zamanda devlet üstüne vazife olmayan dini eğitimlerden de elini çekmelidir. İnanma ve inanma özgürlüğünü güvence altına almak devletin asli görevi olarak sınırlandırılmalıdır.

DİYANET'İN YERİNE NE KOYMALI?

Doğru tutum, inançların kendi alanında ve kendi içinde örgütlenmesidir. Din ve devlet işlerini, ilişkilerini birbirinden tümüyle ayırmak için Anayasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bunun için de dinin, devletin işlerine, devletin de dini alanın işlerine müdahale etmemesi gerekir.

Laik bir ülkede devlet, herkesin din, vicdan, inanç ve inanmama özgürlüğünü korumalı, yasal güvence altına almalıdır. Bu doğrultuda yapılması gereken ise devletin tüm din, inanç gruplarının ve bunların tüm yorumlarına eşit uzaklıkta durmasıdır.

ÇÖZÜMÜN ADIMLARI

DİB, kuruluşunun 100. yılı olan 2024 yılında lağvedilmeli, dini ve inanç topluluklarının kendilerini sivil kuruluşlar üzerinden örgütlenmesi benimsenmelidir.

DİB’e kadro alımı durdurulmalıdır.

DİB’ye ait tüm kamu binaları, tesisleri ve araçları Kültür Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı’na devredilmelidir.

Sivil ve özel alandaki din istismara karşı, DİB yerine inanç özgürlüğünü sağlayacak ve istismarı önleyecek hukuksal düzenlemeler yapılmalıdır.

Kamu okullarında zorunlu ve seçmeli din eğitimi, öğretimi ve dini okullar (İHL ve İlahiyat Fakülteleri) kaldırılmalıdır.

Devlet okullarında sadece öğrencinin ve ebeveynlerin isteğine bağlı olarak, tüm dinler ve inançlar hakkında tarafsız bilgi aktarmak koşuluyla her türlü dogmalardan, teolojik yönlendirmelerden arındırılmış “Dinler hakkında felsefi ve tarihi bilgi” içeren ders objektif, çoğulcu ve nesnel kriterler çerçevesinde verilebilir.

Müfredatın içeriği ise tüm dinler ve inançların temsilcilerinin yer aldığı MEB Müfredat Komisyonu ile hazırlanmalıdır.

Kişinin kendi dinini/inancını öğrenme hakkı ise sadece o dinin ve inanç gruplarının kendi özel okullarında, kendi imkanları ile verilmelidir.

Nüfus cüzdanlarında “din” hanesi seçmeli olmaktan da çıkarılmalı ve tümüyle kaldırılmalıdır. Dini ve inanç topluluklarının kendi finansmanını sağlamadaki denetimi sağlamak ve istismarı önlemek için, isteğe bağlı inanç vergisi sisteminden kamunun aracılığına imkan sunan uygulamaya geçilebilir.

İmam hatipler Anadolu Liselerine dönüştürülmelidir. Dini toplulukların kendi dini eğitimlerini sunabilmesi için özel okul açmasına izin verilmelidir. Bu okullar da MEB müfettişlerinin denetimine açık olmalıdır.

Özetle; devletin elini vicdanımızdan kesip koparırsak, bu ülke şeyhülislamlar ve ortalıkta dolaşan yer tanrılardan arınmış olur. Din ve inanç devletin esiri olmaktan kurtulup, ait olduğu yerde özgürleşir.

O Alevi Olamaz!

Turan ESER
Korku bacayı sardı. RTE Almanya’da “gönlündeki partisi” için oy istedi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ise binlerce insanla onu protesto etti. O korktukça “Alisiz Alevi” demagojisi ile Alevileri hedef aldı. RTE açıkça, onun Kaçak Sarayı’ndaki asimilasyon sofrasına oturmayan Turgut Öker’den ve onun TBMM’den olacağından korkmuş olacak ki, “Alevilerin içerisinden bir tanesini de milletvekili adayı yaptılar. Kardeşlerim, uyanık olmaya mecburuz” demiş. Korkunun ecele faydası yok. Turgut Öker Meclis’e can getirecek.
RTE Almanya’da, bir laf daha etmiş; “Hz. Ali’yi sevmekse benden daha Alevisi olamaz. Ama yok, Alevilik bir dinse orada Tayyip Erdoğan yok. Onu Alisiz Aleviler düşünsün” demiş.
Kırmadık onu, düşündük;
Aleviler “hakikat” yolunda, o “şeriat”!
Aleviler “Kırklar meclisinde, Cem’de semaha duran Ali’yi” sever, o “Namaza duran Hz. Ali’yi”
Aleviler tahta Zülfikarlı Ali’yi, o kılıç Zülfikar’ı olan Hz. Aliyi.
Aleviler “Hak, Muhammed, Ali” diyerek, unvansız, fakir Ali’yi sevdi, o ümmetine Halifelik yapan Hz. Aliyi!
Pir Sultan Abdal “Bilmeyenler bilsin beni, Ben Ali’yim, Ali benim” der, o “Hz Ali’yi sevmeyi” Alevilik sandı.
Aleviler dört kapı, kırk makam ilkesi İnsan-i Kamiller meclisine gider, o İslam’ın beş şartı ile ümmetin “iyi kulu” olmaya.
Aleviler “akıl” danışır ve “felsefe” okur, o “vahiy” okur, “fetva” dinler.
Aleviler “yolumuz var” der, o “mezhebimiz”
Aleviler “En-el Hak” (Tanrı benim) der, o “Tanrı ile insanı bir göstermek Tanrı’ya şirk koşmaktır” der.
Aleviler “İnsan-ı Kamil” mertebesine yükselmek ister, o “Başkanlık” mertebesine!
Aleviler “sevgi bizim dinimizdir” der, o “dininin, kininin davasına” düşkün “dindar nesil”.
Aleviler “benim kâbem insandır” der, o “Kabe Mekke’de”.
Aleviler “cem” der, o “namaz”
Aleviler “cemevi” der, o “cami”
Aleviler “Dede, Ana, Pir” der, o “İmam, Ulema”
Aleviler “Telli Kuran Bağlama” ile “okunacak en büyük kitap insandır” der, o mitinglerde “Kur-an”sallar.
Aleviler “Gülbank, Nefes, Duazı İmam” okur, o “Ayet, Sure, İlahi”
Aleviler “Cennet ve cehennem bu dünyadadır. İyi ve kötü insanın elindedir” der, o “hayrın” ve “şerrin” fıtrat olduğuna ya da Allah’tan geldiğine inanır.
Aleviler “Muharrem orucu” der, o “Ramazan orucu”
Alevilik Aliyi sever, o Muaviye’yi
Aleviler “bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok” der, ona göre “kadın erkek eşitliği fıtrata ters”
Hacı Bektaşi Veli “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” der, o ”zorunlu din dersini kaldırırsanız onun yerine uyuşturucu bağımlılığı ve terör gelir” der.
Hacı Bektaşi Veli “Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız” der, o “Biliyorsunuz Bay Kemal bir Alevidir!”der, ümmeti “yuuuuuuhhh!” der.
Aleviler “Eşitlerin rıza şehrinde musahiplik-yol kardeşliğine” çağırır, o 1150 odalı AKSaray’dan “İslam kardeşliğine”
Hacı Bektaşi Veli “Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan halka müderris olsa da; Hakk’a âsîdir” der, o “Tek din, tek dil, tek bayrak, tek millet, tek vatan!”
Aleviler “Eline, diline, beline sahip ol” der, o nefret ve ayrımcılık diline sığınır, hırsızlar yüce divandan kaçırılır.
Aleviler “Hacı Bektaşi Veli” ile, o çocuk ve kardeş katili padişahları “İslam adına” aklayan fetvacı “Şeyhülislam Ebusuud” ile gurur duyar!
Aleviler “Pir Sultan Abdal” ile, o Alevi katili “Yavuz Sultan Selim” ile gurur duyar!
Aleviler Berkinlerle gurur duyar, o çocukları öldüren polislerle.
Aleviler onun ecdatlarının katlettiklerinin yolundan gider, o Alevi katleden ecdatlarının yolundan.
Aleviler her yıl Görgü Ceminden geçer, halkına hesap verir. O hakkındaki tüm suçlamalardan kaçar, korunma ve dokunulmazlık zırhına sığınır.
Alevi’ye dini sorulduğunda “Ben Aleviyim” der, o “Elhamdülillah Müslümanım“!
Özetle Alevilik kendine özgü, bağımsız bir inançtır. Bu inanç dogmalardan, hurafelerden arındırılmış, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
O nedenle Aleviler düşündü:
O Alevi olamaz!

7 Haziran, TSEP Sentezine Karşı Ötekiler

TURAN ESER

Devletin ve egemenlerin Türk-Sünni-Erkek-Patron (TSEP) Sentezi ekseninde inşa ettiği siyaset kalıpları çatırdıyor. Türk-İslam sentezi ideolojisiyle yüzleşme yükseliyor. Kadınlar, LGBTİ, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Ezidiler, Lazlar, Romanlar, Çerkezler ve Araplar artık siyasetin öznesi olmaya başlıyor.

AKP’nin inşacısı olduğu, mezhepçi, tekçi ve çoğunluk kimliği üzerinden inşa edilen TSEP Rejimine karşı önemli bir başlangıçtır ama eksiktir. Zira Sünni rejimin ve sermayenin siyasal patronluğuna karşı emekçi sınıfın ve gerçek laiklik mücadelesine dair politik tutum ve temsil eksik duruyor.

İşçi ve kadın cinayetlerinin arttığı, işsizliğin, yoksulluğun ve sosyal hakların sıfırlandığı Türkiye’de emekçi sınıfların karşı karşıya kaldığı saldırılar karşısında sınıfın sözünü ve taleplerini TBMM’ye taşımak için CHP ve HDP, sınıf partileri olmasalar da daha özenli davranabilirdi!

AKP gerileyecek
Türkiye, 7 Haziran seçimlerine giderken, yandaş medyanın AKP’nin tek başına iktidar olacağı ve Anayasa değişikliği yapacak güce erişeceğine dair son yalanları beş para etmeyecek. Hedefleri yüksek ama uçtuklarını fark edince istedikleri 400 vekili, şimdi 335’e düşürdüler. Ama onu da alamayacaklar! AKP 7 Haziran’dan zayıflayarak ve gerileyerek çıkacak. CHP’nin oyları artacak ve HDP barajı geçecektir.

“Hoca” ile “Usta”nın ortak listesinden dışlananların dipten gelen öfkesi de kendisini sandıkta bir nebze hissettirecektir. 7 Haziran’a kadar AKP rejimi karşıtı kampanya etkili ve güçlü olursa, kendimizi 4 partili ve koalisyona gebe bir meclise hazırlayabiliriz.
Çoğulcu ve laik değil, mezhepçi
Mezhepçi AKP yandaşı medya, AKP’nin etnik ve dinsel milliyetçi aday profilinin yanı sıra klancı ve milli görüşçü gerçeğini örtme telaşındadır. AKP’nin “Yeni Türkiye”sinin “çoğulculuğun her kişi için geçerli” ve “kültürel ve kimliksel özgürlük alanı” olacağını ifade eden Etyen Mahçupyan, gözleri AKP’nin mezhepçi aday listesini görmemiş, kulakları seçilmiş padişahın toplumsal çoğulculuğu parçalayan nefret söylemlerini duymamış gibi, işkembeden sallıyor! AKP mezhepçidir! Tekçidir! Ermenilere “affedersiniz…” diyenlerin, Alevi adaylarını da AKP’den sıfırlayanların, bir azınlık aday göstermesi, onun mezhepçiliğini gizlemeyecektir.

Farklı kimlikleri tanıyan değil, asimilasyoncu kimliği ile tanımlayandır! Ötekilerin barış içinde, eşit haklarla ve eşit koşullarda yaşamasını dinamitleyen iktidardır. “Alevi açılımı yaparsa oy kaybeder” denilen mezhepçi partidir! Bu nedenle yandaş yazarlar koro halinde CHP ve HDP adaylarının profilleri ve kimlikleri üzerinden vurmayı, seçilmiş padişahın toplumsal kutuplaştırma argümanlarına sığınarak yapıyorlar. Farklı kimliklerin taleplerini eşitlik, demokrasi ve hukuki zeminde tanımak yerine “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslümandadır” diyerek, teolojik bir çimentoyla betonlaştırmayı “kültürel ve kimliksel özgürlük alanı” olarak satıyorlar.

Yandaşlarının bitmeyen Alevi nefreti
Alevi hareketinden Turgut Öker, Müslüm Doğan, Ali Kenanoğlu ve sanatçı Pınar Aydınlar HDP’den aday olurken, Necati Yılmaz, Murat Bülbül ve Necdet Saraç gibi bir çok aday CHP’de aday olma hakkına sahip oldular. Fakat AKP yandaşlarına göre bu “yanlış” imiş! Yandaş yazar ötekilerin taleplerini anlamak yerine, Melih Altınok’un “Altı okun ikisi Aleviler ve radikal sol” ve Abdülkadir Selvi gibi “CHP ve HDP, Alevi kesime hitap eden adaylarıyla AK Parti’nin yarışa önde başlamasına neden oldu” diyerek “Alevi yanlış” mesajını örgütlüyor.

AKP’nin 550 adayının da Sünni olduğu mezhepçi listesini sorgulamadan, Alevilerin ve diğer azınlık kimliklerin adaylığını “yanlış” gören A. Selvi “aslını inkâr eden haramzadedir” düsturunu es geçiyor.

Biz de 8 Haziran sabahı Türk, Sünni, Erkek, Patron Sentezine dayalı meclis siyaseti görmek istemediğimiz için bunu değiştireceğiz. Keşke ötekileştirilmiş emekçi sınıfların ve Haziran direnişinin temsili de unutulmasaydı!

14. Nisan 2015 Perşembe

Hukuk davasına hukuk dışı savunma

Turan ESER

Diyanet, Sünni-Hanefilik doğrultusunda hizmet veren laiklik, eşitlik ve demokrasi karşıtı bölücü ve mezhepçi bir kamu kurumudur. DİB toplumsal ve inançsal çeşitliğimizi Sünnileştirme politikasını vazife edinmiştir. Bu nedenle evrensel hukuka ve Anayasa’ya aykırı niteliktedir.

Anayasa'da laklik ilkesi, din kanununda mezhep ilkesi
Anayasa’nın 136’ncı maddesine göre ”laiklik ilkesi doğrultusunda ... hizmet verir” denilen bu kurum, 633 Sayılı Yasa ile “İslam dini (Sünni-Hanefi) doğrultusunda hizmet verir” noktasına çekilmiştir.

Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) kaldırılması ve dinin finansmanının durdurulması için Ankara 17. İdari Mahkemesi’ne bir dava açtım. Dava şu an Danıştay’da karar aşamasında.
Hukuk davasına hukuk dışı savunma
DİB’nın mahkemeye karşı savunması hukuk dışı, teolojik ve ideolojik argümanlardan oluşuyor.

Biz davamızda “eşitlik karşıtısınız ve mezhepçiniz” dedik.

DİB savunmasında “Kaynağımız Kuran ve sünnet” dedi.

Biz “vatandaşlık esasına göre toplanan kamu bütçesinin, mezhep esasına göre dağıtımı ve kamu bütçesi ile dinin finansmanı Anayasa ve laikliğe aykırıdır” dedik.

DİB ve Maliye Bakanlığı “Alevilerden toplanan vergiler kamu bütçesine aktarılır, belirli bir mezhebe aktarıldığı doğru değildir” diye komik bir cevap verdi.

Biz “DİB farklı inançlara karşı ayrımcıdır” dedik.

DİB “Alevilik din değil, sosyo-kültürel bir yapıdır” dedi.

Biz “laiklik karşıtı kurumsunuz” dedik.

DİB “Atatürk’ten hesap sor” dedi.

Biz “Cemevlerine ve diğer ibadet yerlerine karşı ayrımcılık yapıyorsunuz” dedik.

DİB “Cemevleri de ibadet yeri değildir. Ortak ibadet yeri camidir” dedi.

Biz “laik hukuk devletinde inançlar özgür olmalı, devlet din, dindar, hurafe, fetva üretemez ve dinsel vesayet kurmaz” dedik.

DİB “Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu iradesi DİB’nı istedi. 1928 yılında ‘Devletin dini İslamdır’ ibaresinin Anayasa’dan çıkarılması, DİB’nın görevlerini engellediği düşünülseydi, Atatürk bu kurumun yetkilerini yasaklardı” dediler.

Biz “kamu kurumu ve kamu görevlisi ‘laiklik doğrultusunda hizmet veriyorsa’ dincilik yapamaz” dedik.

DİB “Dini teşkilat değiliz, din görevlileri de Anayasa’ya göre memur” dedi.

Biz “Devlet namaz kıldırıyor, Hac’ca gidiyor, fetva veriyor, teoloji üretiyor, dindar nesil yaratıyor” dedik.

DİB “Tarihi nedenlerden ve ülke koşullarının gereksinimlerinden kaynaklanıyor. Dini taassubu önlemek ve Müslüman ülkemizde dini ihtiyaçların karşılanabilmesi için” diyor.

Biz “Kanunda ‘Din Hizmetleri Sınıfı’ yer alması Anayasa’ya aykırı, mezhepçi ruhban sınıfı kurdunuz” dedik.

DİB “yasada ‘din hizmetleri sınıfı’ sözlerinin yer almış olması, ülkemizde bağımsız veya özerk bir din sınıfı, dini bir örgüt kurulması anlamına gelmez” dedi.

Biz “Devlet, inançsal çeşitlilikleri mezhepçi DİB üzerinden tek tipleştiriyor” dedik.

DİB “milletçe bütünleşmeyi, milli birliği tesis de büyük rol oynuyoruz” dedi.

Biz “Eşitlik ilkesini ve herkese eşit davranmayı ihlal ediyorsunuz” dedik

DİB “DİB, inanç ve mezhep ayrımı yapmamış, hiçbir mezhebin, kültürün ve inancın mensubuna üstünlük tanımamış ve herkese eşit davranmıştır” dedi.

Biz “Devlet din için kamu yayıncılığı yapamaz, mezhepçi Diyanet TV kuramazsınız” dedik.

DİB “TRT üzerinden yayın yapan Diyanet TV hukuka aykırı değil, biz Alevileri Muharrem ayında konuk ediyoruz” diyerek ev sahibi mezhebin üyesi olduğunu itiraf etti.

Biz “devlet ve DİB dini fetva uygulamasını sonlandırmalı ve Alevilik tanımlamalarına son vermeli” dedik.

DİB “Alevilik inanç değil sosyokültürel yapı, Cemevleri ise Nakşibendîlik ve Kadirilik ‘in erkân evleri gibidir" dedi.

Oysa devlet laik olmalıdır? Çünkü devlet hukuktur! Adalettir, kamuculuktur, Anayasa’dır, demokrasidir, laikliktir ve sosyal devlettir.

Devlet bir mezhep ya da dindar insan değildir. Dua okumaz, abdest almaz, namaz kılmaz, Hac’ca gitmez, oruç tutmaz, ruhban sınıfı ya da cemaat kurmaz, fetva vermez, ilahi söylemez! Referansı Kuran ve İslam değildir.

Özet, ben inanç özgürlüğü ve laiklik mücadelesi ekseninde hukuki dava açtım, DİB kendisini ideolojik ve teolojik argümanlarla savundu.

Karar şimdi Danıştay’da. Hukuksal mı yoksa teolojik bir cevap mı verecek merakla bekliyoruz.

"CAMİLER İBADET YERİ DEĞİLDİR!"

TURAN ESER

“Camiler ibadet yeri değildir” denilse Sünniler kendini nasıl hisseder? İnanıyorum ki çok kızarlar ve haklıdırlar.

“Cemevi ibadet yeri değildir” denildiğinde de Aleviler haklı olarak kızıyor!

Çünkü, 21. yüzyılın hukuk değerlerine ve ilkelerine değil de Sünni ulemanın 16. yüzyıl fetvalarına sığınan AKP ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu ve ibadet yerinin de Cemevi olduğu gerçeği kabullenemiyor!

Bu nedenle de zorunlu Sünni din derslerine , cemevlerine yönelik ayrımcılık uygulamalarına ve nüfus cüzdanlarındaki hukuk dışı “din hanesi” dayatmalarına karşı açılan davalarda Türkiye’yi mahkûm eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymuyorlar. Hatta bu hukuk dışı uygulamalarını yaygınlaştırarak ve yoğunlaştırarak devam ediyorlar.

Türkiye’nin, Alevilerin AİHM’de kazanılan davalar karşısındaki tutumu, Türkiye’de yargı sisteminin çöktüğünün kanıtıdır! Çünkü hukuku hiçe sayan yargı sistemi, kararlarını Sünni ve laiklik karşıtı odak olan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen cevaba göre veriyor!

Gerek AKP’nin kurduğu Sünni rejime, gerek Sünni Ulemaya ve Diyanet İşleri’ne göre Alevilik “yok” hükmündedir! Alevilik onlara göre ayrı bir inanç değil! Aslında AKP ve onun ulemalarına göre “Aleviler Sünnidir, cemevi de ibadet yeri değil, tek mabet yeri camidir!”

Oysa Alevilik kendine özgü bir inançtır! Devletin İslam dini ve bu dini 150 bin uleması ile zorla topluma dayatan Diyanet kurumunun Alevilikle hiç bir ilişkisi ve tek bir ortak yanı yoktur!

Biri devletin elindedir! Diğeri vicdandadır!

İkisinin teolojisi birbirinde kökten farklıdır! Biri Müslümanlıktır, diğeri Aleviliktir!

Devletin elinde, baskı, asimilasyon ve sömürü aracı haline dönüşmüş egemen dinin, Alevilik adına tek bir söz söyleme hakkı olmadığı gibi haddi de değildir!

Alevilerin ibadet yerinin neresi olacağı, Aleviliğin ne olduğuna dair karar verme hakkı, yetkisi sadece Alevilerdedir!

Devlet, AKP iktidarı, Diyanet ve İlahiyat Fakülteleri Alevilik ve Aleviler adına ahkam kesme hakkına sahip değildir!

AİHM’in inanç özgürlüğünü ihlal eden hukuk dışı uygulamalara karşı verdiği kararlar ortadadır! AKP hükümetinin ve devletin tek bir sorumluluğu ve görevi vardır; AİHM kararların gereğini yapmak!

Biraz empati yapalım: “Cemevi ibadet yeri değildir” diyerek Alevi köylere zorla cami yapanlar, “Cami ibadet yeri değildir” denilerek, Sünni köylere zorla cemevi yapıldığını görse nasıl tepki verirdi? “Sünnilerin ibadet yeri camidir. Devlet Sünnileri Alevileştirmek mi istiyor? Devletin asimilasyoncu politikaları, Sünnilerin inancını elinden almaya çalışıyor, bu uygulama inanç özgürlüğüne aykırıdır” gibi haklı itirazlar ortaya koyarlardı.

Fakat Türkiye’de bunun tersi bir uygulama var! Alevilerin cemevlerine itiraz edenler “Müslümanların ibadet yeri camidir. Neden karşı çıkıyorsunuz?” diyerek Alevilere aba altında sopa gösterir. Gösterilen sopanın karşısında Aleviler yalnızdır!

Cemevine “ucube” ve “cümbüş evi” diyen zihniyet, Alevi köylerine, Alevilerin istekleri dışında zorla cami yaptıklarını kendileri bizzat ifade ediyor. Eski DİB başmüfettişi olan Abdülkadir Sezgin "İbadet yerimiz, Alevi, Sünni, hepimizin tekdir: Cami. Alevi köylerinin bugün yüzde 70'inde cami var" derken, AKP’li eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç ise "Aleviler de camiye gelsin, hizmetlerini alsınlar. Cemevi diye bir kurum ibadethane olarak kabul edilemez, oralar kültür yuvalarıdır. Benim zamanımda 100'e yakın Alevi köyüne cami yaptırdık" diyerek, zorla cami yapımını itiraf etmiştir!

Alevi köylerine zorla cami yapılması sadece 12 Eylül uygulaması değildir. 1834 yılında Hacı Bektaş dergahına zorla dikilen cami, aslında politik ve dinsel asimilasyon mesajı çok eskilere dayanır. AKP bu politikalarının sürdürücüsüdür.

O nedenle AİHM kararları için, AKP’nin pusulası insan haklarını ve özgürlükleri göstermez. Ayrıca hukuka değil, ulemaya danışır.

Biz ise inadına pusulamızın gösterdiği evrensel hukuku, insan haklarını, eşitliği hatırlatmaya ve öğretmeye devam ederiz.

Aleviler, Seçimler ve Laiklik Mücadelesi

TURAN ESER

Seçimler her toplumsal kesim açısından önemlidir. Mağdur olan her toplumsal kesim, kendi taleplerinin sahici bir siyasi sahiplenmeyle ifade edilmesini ve gereğinin yapılmasını bekler. Bu beklenti içinde olanlar, siyasetin öznesiyse şanslıdır. Nesnesi olanlar ise şansızlarıdır. Birinde iradenin kendisi olunurken, diğerinde iradeye teslim olunur.
‘’Alevilerin hak ve talepleri hangi mücadele yöntemi ve araçlarıyla toplumsallaşarak başarıya ulaşır’’, sorusu bu açıdan önemlidir. 7 Haziran seçimlerinde birçok Alevi kurum yöneticisi aday olmak ya da seçilebilir yerden “adaylık” yarışının içinde. Bu “yarışta” Alevilerin eşit haklar ve eşit yurttaşlık eksenindeki hak ve taleplerine dair politikalar daha da önem kazanmalıdır.
Zira Alevi hareketi siyasal alanın öznesi olma becerisini gösteremeyince, özne olanların genel politik çerçevesine sıkışmış halleri, kendi taleplerinin toplumsallaşmasını zayıflatabilir ya da değişmesine sebep olabilir.
Alevi hareketi 12 Eylül zihniyetinin ürünü AKP’nin Sünnilik ekseninde inşa ettiği rejime karşı mücadele hattını bu seçimlerde nasıl ifade edeceği önemlidir.
Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk ve mezhepçilik ekseninde hegemonya ve baskı kuran AKP devletinin, Alevi karşıtlığı üzerinden ürettiği Sünni rejim karşısında, nasıl bir seçim siyaseti örgütleyeceği de görev ve sorumlulukları arasındadır. Sadece destek verdikleri siyasi adreslerin seçim politikalarına sıkışmış, siyasal mücadele hattı eksiktir ve Alevilerin tüm taleplerini kucaklamaz.
Örneğin, AKP’nin mezhepçi ve dini referanslara göre yeniden içeriklendirdiği rejimine karşı panzehir olacakgerçek laiklik mücadelesi maalesef terk edilmiş ve mücadele azmiyle doldurulması gerek bir alandır. Ve gerçek laiklik talebi ve mücadelesi seçimler sürecinde ve sonrasında ısrarla savunulması gereken politik hatlardan biri olmalıdır.
Laik olmayan bu ülkede çoğunluk mezhebine dayalı siyasal İslamcı bir rejimde, gerçek laiklik mücadelesi sumen altı edilerek demokrasi mücadelesi de verilemez.
AKP’nin yarattığı mezhepçi atmosfere teslim olmadan, bu rejimin yarattığı tahribatlara ve devlet dinciliğine karşı gerçek laiklik mücadelesi öne çıkarılmalıdır.
AKP’nin gerçek laik yaşam tarzı karşısında, Sünnileri birleştirmeye, yolsuzluk ve hırsızlık rejimini mezhepçilikle örtmeye dönük yüzünü ve dini referanslara dayalı devlet İslamcılığını/mezhepçiliğini dayatarak sürdürdüğü din sömürüsü gerçeği deşifre edilmelidir.
İdeolojik ve teolojik varlığını laiklik düşmanlığı üzerinden inşa eden AKP’nin mevcut “laiklik kurumlarına ve uygulamalarına” yönelik eleştirileri karşısında, “Türkiye laiktir, laik kalacaktır” gibi saçma ve mesnetsiz bir slogan yerine, yaşanmamış gerçek laiklik anlayışını topluma en yalın haliyle anlatılmalıdır.
AKP’nin siyasal İslamcı ve laiklik karşıtı seçim kampanyası karşısında, İslamcı ve uhrevi bir siyaset söylemiyle ve adaylarla çıkmak muhalif bir tutum değildir. İnadına ve ısrarla gerçek laiklik talebi ve laik yaşam tarzı savunulmalıdır. Bu savunmanın içeriği ve argümanları ise bugün dahi “Cumhuriyetin kazanımları” olarak gösterilen Diyanet İşleri Başkanlığını ısrarla savunarak ya da Alevilerin de laiklik karşıtı bu kurumda temsil edilmesini isteyen CHP politikalarıyla da savunulamaz!
Geçmişten bugüne yaşanmış “laiklik” tecrübeleri ve kurumları, gerçek anlamda din, vicdan ve inanç özgürlüğünü sağlayan demokratik yaklaşımı içermemiştir.
Devleti etnik ve dinsel kimlik üzerinden kültürel kodlarla tanımlayan, “imam” ve “cami” üzerinden inşa edilmiş geleneksel “laiklik” zihniyetini tekrar dirilterek gerçek laiklik mücadelesi tarif edilemez. Devleti, siyaseti, ekonomiyi, hukuku ve sosyal politikaları dinsel referanslardan ayıklanarak, inanma ve inanmama hakkını, din, vicdan ve inanç özgürlüğünü hukukun evrensel ilkeleri ve kazanımları ile savunulmalıdır.
O nedenle din ve dindar üreten, dini denetlemek amacıyla devletleştiren “Türk tipi” çakma laiklik karşısında gerçek laiklik mücadelesi temel alınmalıdır.
Unutulmamalı ki AKP’ye karşı barikatları, AKP’nin saldırdığı zeminler üzerinde kuranlar kazanır.
***
Alevi kurumların gerçek laiklik ekseninde şu talepleri en geniş ittifakları sağlayarak, seçim öncesi ve sonrasında dile getirmesi yerinde olur.
-Diyanet kaldırılmalıdır.
-Eğitimin dinselleştirilmesine son verilmeli, zorunlu, seçmeli Sünni dersler ve kamu din okulları kapatılmalıdır. Her inanç grubu kendi ihtiyacını kendi örgütlemelidir.
-Cemevlerine ve diğer inanç merkezlerine yönelik ayrımcılıklara ve inkâra son verilmelidir.
-Tüm kamu kurumlarındaki “din hizmetlerine” ya da “din görevlisi” istihdamına son verilmelidir.
-Dinin kamu bütçesiyle finansmanı durdurulmalıdır.
-Siyasetin ve hukukun uhrevileştirilmesine yönelik tanımlara, yasalara ve yapılanmalara son verilmelidir.
-Din, vicdan ve inanç özgürlüğü herkesi (inananları ve inanmayanları) eşit şekilde kucaklamalı ve bu hakkın kullanımı güvence altına alınmalıdır.

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.