• Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

    Ortak güç oluşturmayı çok önemsiyoruz!

  • Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

    Reina katliamını nefretle kınıyoruz!

  • Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

    Hızır hepimizin yar ve yoldaşı olsun!

  • Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

    Alevi Medyası susturulmaya çalışılıyor!

  • GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR CANLAR

    GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR CANLAR

Eşitlik ve özgürlük için birleşelim!

Erdal Yıldırım
Bugün dahi bir araya gelmeyi beceremeyenler, böylesine basit bir tarihi, sosyolojik, toplumsal gerçeği göremeyenlerin sonunun, Alman şair, yazar Bertolt Brecht’in “Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar!” sözündeki gibi olması kaçınılmazdır..
Ülkenin bu günlere geleceği yıllar öncesinden belliydi. Yaşadıklarımızın hiçbirisi birden bire ve kendiliğinden olmadı.. Bu yaşadığımız süreç adım adım işlendi.. İktidarı ele geçirenler yıllar süren bir örgütlenme, planlama sonucu bugün devlet erkinin tüm mekanizmalarını ele geçirmiş durumdalar.
Yıllar öncesinden bugünleri görenler hatırlatma ve uyarılarını, bugünlerle ilgili öngörülerini gerektiği gibi dikkate almayanlar şimdilerde dövünmeye başladılar. Örneğin Uğur Mumcu bundan tam 20 yıl önce kendisine yöneltilen “Laikliğin tehlikede olduğunu düşünüyor musunuz”sorusuna “Türkiye’de son 10 yıldır tarikat, siyaset, ticaret üçgeni var. İslamcı ideoloji veya tarikatlar yasaları aşan bir ayrıcalık sahibi oluyor. Bu nedenle devlet eliyle laiklik yok ediliyor” diyordu. Her ne kadar bu ülkede cumhuriyet kurulduğundan beri hiçbir zaman gerçek laiklik olmasa da, bu yanıt anlam olarak bugünlere işaret ediyor olduğundan önemli bir tespiti içinde barındırıyordu..
2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde katledilen 33 can ile aynı otelde olan, katliamdan kurtulan Aziz Nesin de bugünler için: “Şimdi bunlar imam hatip mezunlarını askeri okullara, Harbiye’ye yerleştiriyorlar. İleride subaylar bunlardan olacak. Orduyu ele geçirecekler. Savcılar, hâkimler, yargı, baro, mühendisler, doktorlar bunlardan olacak. Yürütmeyi, Yargıyı, Yasamayı ele geçirecekler. Belediye Başkanı, Milletvekilleri bunlardan olacak.. Ve işte bu yolla iktidara gelecekler ve yarın çok büyük bir felaket gelecektir. Ülkenin siyasetçilerinin, aydınlarının uyanması gerekiyor” diyordu.
“Uyanması gerekiyor” demişti.. Ama ne yazık ki, küçük sırça köşklerinde, yumuşak koltuklarında umarsızca yaşayanlar bir türlü uyanmadı, uyanamadılar. Hatta kimi “solcu, sosyalist, devrimci” olduğunu düşünenler, iktidarın siyaset alanında sunduğu bazı küçük kırıntıları“ da demokrasi geliyor sandı ve bu gerici iktidarlara “yetmez ama, evet” diyerek yol verdi, destek verdiler.
Uyanamadık. Her köşede yüzlerce binlerce Kuran kursu açıldı, Cemaatler ayrı camiler, ayrı ticaret birliklerde, ayrı tarikatlarda örgütlemeler gerçekleştirdi. Yasak olmayan “türban” için sokak gösterileri tertiplediler. Gün geldi kendilerini türbanla, gün geldi zincirlerle kapılara bağlayıp din sömürüsü şovlarına ve mağdur edebiyatına iktidardaki zihniyetle birlikte devam ettiler.
Gün geldi, “demokrasi, özgürlük, eşitlik mücadelesi verme” iddiasında olan bazı kesimler, kimi aydın, yazar, çizer, akademisyen ve entelektüeller sadece İslama, yani Sünnilere hizmet eden ve diğer tüm farklı inançlar üzerinde bir baskı ve asimilasyon aygıtına dönüşmüş “DİB Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılması” ve “ZDD Zorunlu Din Derslerinin Kaldırılması” ile ilgili Alevi örgütlerinin sürdürdüğü mücadeleyi görmezden, duymazdan geldi . Her geçen gün artan tesettürlü insan ve ülkedeki okul sayısından daha fazla olan cami sayısını “inanç özgürlüğü” saydılar.. Kimi çevreler de, gün geldi, Kürt ulusunun mücadelesine sırt çevirdiler, ya da devrimcilerin, sosyalistlerin mücadelesine yeteri desteği vermediler.
Evet, hiçbir şey birden bire olmadı.. İktidarı ele geçiren zihniyetle yandaşları ve birlikte hareket ettikleri kimi çevreler güç gösterilerine devam ettiler. Gün geldi Ramazanda oruç tutmayanları dövdüler, öldürdüler. Gün geldi “aykırı” dedikleri farklı tercihleri olan kişileri dövüp öldürdüler. Kadın ölümlerini adeta özendirdiler. Taciz ve tecavüz suçlularını, hırsızları, uyuşturucu kullanıcılarını özendirip kimi mahallelere yönlendirdiler. Ve gün geldi önlerinde engel gördükleri aydın, yazar, çizer, bilim adamı, gazetecileri, Alevileri, Kürtleri, sol, sosyalist düşünce insanlarını ya gözaltına alıp tutukladılar, ya da kimi gün bireysel, kimi gün toplu şekilde öldürdüler.
Gün uyanma günüdür, başka çaresi yok. Küçük ayrılıkları, farklılıkları zenginliğimiz olarak görecek ve Alevisi, Kürdü, Türkü, Çerkezi, Gürcüsü, demokratı, sosyal demokratı, çevrecisi, yurtseveri, sol, sosyalisti, devrimcisi ile olabildiğince geniş bir demokrasi cephesi oluşturmak zorundayız. Gün, faşizme karşı birleşik cepheyi mutlaka gerçekleştirmek zorunda olduğumuz gündür.
Henüz bitmiş bir şey yok. Özgürlük, eşitlik, güzel yarınlara olan inancımızı yitirmiş değiliz. Faşizmin mahkemeleri haksız, hukuksuz, adaletsiz gözaltı, tutuklamalar vermeye devam etseler de, işçilere, memurlara, akademisyenlere görevlerinden el çektirmeye devam etseler de, gündüzü geceye, aydınlığı karanlığa dönüştüremez. Kimi aydın, yazar, gazeteci ve medya mensuplarının korkudan “yazmayı, konuşmayı bırakma kararı alması” da bizim aydınlığa, insanlığa, özgürlüğe ait düşlerimizi köreltemez. Bugüne kadar dayanışmayı, birlikte mücadeleyi becerememiş olsak da, bunu bugün ve yarınlarda mutlaka başaracağız. Harami saltanatını, zulmün tüm kalelerini eninde sonunda yıkacağız.
Biz özgürlük, eşitlik, barış isteyenler henüz son sözümüzü söylemedik. Tarih öğretmiştir ki, tiranlar, zalimler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, saltanatları sonsuza dek süremez. Gün gelir kan susar, zulüm biter. Ve bugünlerden geriye son sözü hep direnenler söyler..
Son olarak Brecht’in “Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar” sözünü bir daha anımsatıyor ve güzel yarınlar için, insanlık için, özgürlük için, barış için mücadele edenlere, edeceklere binlerce selam olsun diyorum..
Erdal YILDIRIM
8 Ocak 2017

BU KARANLIK ELBET SON BULACAK

Erdal YILDIRIM

Hazırlanın güneşin doğuşuna..

Fırtınalar kopsa, zindanlar doldurulsa
İşkence tezgahları aralıksız çalışsa,
Kor ateşlere atılsa da canlarımız/
Kınalı keklik ihanetleri kol gezse..
Dolansa da akbabalar tepelerde,
Başka yolu yok - her gecenin sabahı var! …
Her inişin çıkışı - her vadinin zirvesi var..
Yeter ki, sakın unutmayın /
Bir olmayı, iri olmayı ve diri olmayı…
Yakında kızıl güneşler açacak
Ve bu karanlık elbet son bulacak!..

Ülkemiz belki de 90 yıllık cumhuriyet tarihinin en baskıcı, en faşizan, en karanlık sürecini yaşıyor. İktidar kendisi gibi düşünmeyen, kendisine muhalif gördüğü herkesi istisnasız, ekonomik, askeri, polisiye ve toplumsal baskı mekanizmalarını işleterek ve hiçbir yasa, hak, hukuk, adalet gözetmeksizin gözaltına alıp tutukluyor ve zindanlara dolduruyor.

2002 yılından beri memleket insanının üzerine bir karabasan gibi, bir kâbus gibi çöken AKP’nin, bu insanlık dışı, hukuk dışı uygulamaları sadece belli bir kesime de yönelmiş değildir. Bu saldırı ve uygulamalar, iktidarın muhalif olarak gördüğü, milyonların oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanları, Belediye Meclis üyeleri, Milletvekilleri, Parti Başkanları, basın yayın kuruluşlarının yöneticileri, temsilcileri, gazeteciler, sendikacılar, aydınlar, akademisyenler, sol, sosyalist devrimci kesimlere karşı azgınca devam ediyor. 

Nazi Almanya’sını ve ortaçağ karanlıklarını aratmayan bu baskıcı, gerici yönetime karşı, bugün tüm demokratların, yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, emek örgütleri ve kitle örgütlerinin, Alevi örgütlerinin kaçınılmaz tarihi görevleri vardır. Bu kesimler, insan hakkı ihlallerinin ayyuka çıktığı, hukukun ayaklar altına alınıp hiçe sayıldığı, faşizan uygulamaların her gün devam ettiği bu sürecin sona ermesi için, güçlü bir direniş ve güçlü bir cephe oluşturmalıdır. Bu yapılırken de, asgari müşterekleri dikkate alınmalı, iktidarın son süreçte özellikle Kürtlere, demokratlara, aydınlara ve muhaliflere ve hatta halkların temsilcilerine karşı başlattığı saldırılara karşı tüm güçleri ortaklaştırmak, hep birlikte mücadele etmek ve güçlü bir karşı çıkış ortaya koyulmalıdır. Unutulmamalıdır ki, iktidarın baskıyla toplumu sindirme politikalarına karşı direnme hakkı meşru bir haktır ve bu karşı çıkış, bu demokrasi cephesinin tarihi görev ve sorumluluklarının da gereğidir. Bu görev ve sorumluluk zaman yitirmeksizin hızlı bir şekilde hayata geçirilmelidir.

Her birey, her kurum karşı karşıya olduğumuz bu somut durumu, fotoğrafı iyi görmeli, süreci iyi okumalı, gereken dersleri çıkarıp doğru tahlil etmeli ve çözüm için sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorundadır. Bu saldırılar bugünlerde sadece Kürt ulusuna, seçilmişlerine ve bazı basın yayın organlarıyla kimi gazetecilere yönelmiş bu saldırlar, önümüzdeki süreçte iktidardan yana olmayan, iktidar gibi düşünmeyen kesimlere, öncelikle Alevilere ve sol sosyalist kesimlere yönelecektir. Alevi örgütlerinin salt derneklerde basın açıklaması yapmak yerine, bizzat bu birlikteliğin örülmesine katkı sunması, demokrasi bloğunda güçlü bir şekilde yer alması kaçınılmazdır, çok da önemlidir.

Bu nedenle bir kez daha tüm ilerici, demokrat, devrimci, sol ve sosyalistlerin biran önce bir direniş ve savunma hattı oluşturması şarttır. Bu karanlığın sona ermesi, çocuklarımızın yarınlarda güneşli güzel günler görebilmesi ancak ortak hareket etmekle mümkün olabilecektir. Biliyoruz ki, tüm baskıcı dikta rejimleri ve diktatörler er ya da geç halkların karşı konulamaz, dayanılmaz büyük gücü karşısında yıkılmaya, tarihin çöplüğünde yok olmaya mahkûmdur.

Baştaki dizelerle bitirelim. Güneşin doğuşuna hazırlanın. Bu Karanlık Elbet Son Bulacak!

7 Kasım 2016

YAVUZ SELİM, ALEVİ KIZILBAŞLARIN KATİLİDİR!

Erdal YILDIRIM

İstanbul’un iki yakasında binlerce ağacı kesip, yeni rant alanları açmak, ve boğazın bağrına kanlı bir hançer gibi saplanan; tarihimizde yaşanmış olan en büyük Alevi soykırımının sorumlusu “Yavuz Sultan Selim’in adının verildiği köprü, 26 Ağustos 2016 tarihinde trafiğe açılacak.

Üçüncü Boğaz Köprüsünün İstanbul’un doğasına, iklimine ve ekolojik dengelere verdiği zararın yanında, iktidarın yandaşları ve işbirliği yaptığı cemaatlere yeni rant alanları yaratması, İstanbul kentinin yeni beton yığınlarına dönüştürülmesinin yanı sıra başkaca da özellikleri var.

Bunlardan en belirgin olanı bu köprünün ismidir: Yavuz Sultan Selim Köprüsü
Yani yüzlerce yıl Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında aşağılanan, horlanan, inkâr edilen Alevi Kızılbaşların uğradığı en büyük katliamlarından olan 1514 Çaldıran katliamına, bu büyük soykırıma adını yazdırmış bir katilin adının verildiği köprü.

Bir diğer belirgin özellik ise köprünün açılış tarihidir: 26 Ağustos 2016
Bu tarih yaklaşık 60 bin Alevinin yaşamını yitirdiği 1514 Çaldıran katliamının, büyük Alevi soykırımının sona erdiği tarihtir.

Köprünün açılışını bu tarihe göre tespit eden Yeni Osmanlıcıların bilinçaltlarında halen “Alevi-Kızılbaş düşmanlığı” büyük bir kin ve nefretle sürmeye devam etmektedir. Alevilerin yaşadığı tarihi büyük acıyı, katliamı bir kez daha anımsatan “Yavuz” isminin köprüye verilmesini savunanların “toplumsal barışı” istemediği çok bellidir. Ve bu ismin açıklandığı ilk günden beri Aleviler ve Alevi kurumlarının bu ismi protestoları, bu ismin verilmemesi, değiştirilmesi talepleri dikkate dahi alınmamış, Alevilere adeta gözdağı verilmeye, acıların anımsatılmasına devam ediyor.

Alevi düşmanlığı tescillenmişler bu zihniyetin temsilcileri salt bununla da yetinmiyorlar. Bunlar havaalanlarına Dersim soykırımı katillerinden Sabiha Gökçen’in ismini veriyorlar. Bunlar Yavuz, Fatih ve Kanuni gibi diğer Alevi katilleriyle, Alevi Kızılbaşların katledilmeleri için fetvalar vermiş İskilipli Ebu Suud (1), Müftü el Hamza (2) ve İbni Kemal (3) gibi şeyhülislamları överek “ecdat”ları olarak açıklıyorlar. Yetmiyor, ülkenin meydanlarına, cadde,, bulvar, hastane, üniversite ve köprülerine de bu kişilerin isimlerini veriyorlar.

O Yavuz, kaldı ki, salt bir Alevi-Kızılbaş düşmanı da değildir. O, aynı zamanda babasına karşı bir darbe düzenleyip tahta oturan ve babası II.Bayezid’i zehirleterek öldürtecek kadar gözü dönmüş, haris bir kişiliktir.

O Yavuz, kardeşleri Ahmet, Korkut, Abdullah, Şehinşah, Sahsultan, Alemşah, Mahmut ve Mehmet’i boğduran ve de tüm bu kardeşlerinin eş ve çocuklarını da öldürten biridir.

Tarihe, insanlığa karşı bu denli büyük suçlar işlemiş, toplu kıyımların, soykırımların sorumlusu bir katilin adını değil bir köprüye vermek, bu ismi tarihten, sözlüklerden silmek en doğru tercihtir. Ancak toplumsal barış gibi bir anlayışı olmayan iktidardan böyle bir tercihi beklemek de kesinlikle yanlıştır.

Bir diğer yanlış ise, kimi siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri ve bazı Alevi kurum temsilcilerinin, 26 Ağustos tarihinde açılacağı yapılacak bu köprünün isminin Yavuz değil de, köprüye “Pir Sultan Abdal”, “Hace Bektaş Veli” vb isimler önermesi asla doğru değildir. Doğru olmadığı gibi adı, projelendirilmesi ve yapımı baştan beri çeşitli yolsuzluk, çevre ve doğa katliamı şüpheleriyle dolu olan, çevreyi ve ekolojiyi, doğaya yapacağı zararların gelecekte daha iyi görüleceği bu köprüye Alevi inanç önderlerinin isminin verilmesi, Alevilerin de kabul edeceği bir durum asla değildir.

Sözün özü, “Yavuz Sultan Selim”, büyük bir Alevi-Kızılbaş katilidir. Alevi toplumunun daha fazla rencide olmaması, yaşanmış olan bu büyük soykırımın ve yeni travmaların her gün yeniden yaşatılmaması, anımsatılmaması, çok az bir olasılık bile olsa, toplumsal barış umuduna da daha fazla darbe vurulmaması için bu ismin derhal değiştirilmesi zorunludur.

26 Ağustos 2016

Dipnotlar:

1-) Şeyhülislam İskilipli Ebusuud, fetvası: “Kızılbaşların malının, canının ve namusunun helal olduğu, Kızılbaş katledenin gazi olacağı, Kızılbaşlarca öldürülenlerin şehit sayılacağı, Kızılbaşlar’ın topluca öldürülmeleri helal olup, bu din uğruna yapılan büyük savaştır. Bu savaşta ölmek de şehitliğin en ulusudur.”

2-) Şeyhülislam Müftü El Hamza, fetvası:“Kızılbaşları öldürüp, toplumlarını darmadağın etmek tüm Müslümanlara vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölen said ve şehid olup cennete girer. Kızlbaşların ölenleri ise aşağılık cehennemin dibindedir, bunların hâli kâfirlerin hâlinden daha fena ve çirkindir. Zira bunların kestikleri ve avladıkları murdardır ve nikâhları gerekse kendilerinden ve gerekse başkasından alsınlar bâtıldır.”

3-) Şeyhülislam İbni Kemal, fetvası:“Kızılbaşların erkeklerinin ve kadınlarının nikahı geçersizdir. Onların çocuklarının her biri zina çocuğudur. Onlardan birinin kestiği hayvan murdar olur, Kızılbaş kadınlarının ve çocuklarının ırzına geçmek helaldir)

TARİHE NOT DÜŞELİM...

Erdal YILDIRIM

Yenikapı'daki mitinge gidenler, bir taraftan 15 Temmuzdaki Fetöcü askeri darbe girişimini protesto ettiler. Diğer taraftan da ırkçı, milliyetçi sloganlar atmaktan da vazgeçmediler. Zaten bu kitlenin nerdeyse tamamı yıllardır ümmet ve de adeta sürü mantığıyla iktidarı destekleyen iktidar partisi üyeleri ve sağcı iktidarlara her dönemde destek olan ırkçı muhalefet partisi üyeleri oldukları belli. Bunların tavrı inançları, toplumsal, siyasal anlayışları bakımından hiç şaşırtıcı değil.

Peki, ama demokrat, sosyal demokrat geçinenlere ne demeli? Ozanın türküde dillendirdiği gibi "bizden geçinenlere" ne demeli? 

Bakın onlar, uluslararası ilişkilerde tüm itibarı sıfırlanmış AKP'ye yeniden itibar kazandırmak, koltuk değneği olmak, başkanlık sisteminin fiilen gerçek-leştirilmesine yardımcı olmak, onaylamak, bayrak sallamak, şapka takıp, hamidiye pet şişelerinden su içmek dışında neler yaptılar, ne(ler)ye ve kim(ler)e hizmet ettiler?
- Öncelikle yıllardır "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganı atan (ki, bu ülke hiç bir zaman laik olmadı. Slogan "Türkiye laik değildir, laik olacak" şeklinde düzeltilmelidir) sözde laik demokratlar İran örneği mitingin Kur'an okunarak başlamasını ve 2023 yılı olarak hedeflenen şeriatçı devlet özlemi için yapılan ön hazırlık çalışmalarını sadece seyrettiler.
- Yıllardır birlikte ülkenin zenginliklerini paylaşan, pasta küçüldüğü için rant peşine düşen cemaatçi kardeşlerin kavgasında taraf oldular.. (Bilinmelidir ki, Fetö'cü Fethullah Gülen Cemaatinden boşalan yerlere hızla Süleymancılar, Nakşibendiler, Menzilciler, İsmail Ağa Cemaatçiler, Işıkçılar, Tebliğciler,Aczmendiler, Yahyalı Cemaati, Cerrahi Cemaati, Haydar Baş ve Kırkıncı Hoca Cemaati gibi ve başkaca cemaatler dolacaklar, kadrolaşacaklar)
- OHAL rejimini onayladılar..
- İktidarın hak, hukuk ve adaletsiz tüm icraatlarını unuttular.
- AİHM Kararlarının dondurulmasını önemsemediler.
- Muhalif basına yapılan saldırıları görmediler.
- 17/25 Aralık yolsuzluk dosyalarını paspas altına attılar..
- Ayakkabı kutularındaki haksız kazançları, paraları unuttular...
- "Saraya soytarılar gider" sözünü yuttular.
- "Kaçak saray" dedikleri yere iskan verip meşrulaştırdılar.
- Darbe girişiminden sonra Camilerde örgütlenen, "tekbir tekbir" vaazlarıyla sokaklara salınan, Alevilerin, Kürtlerin, devrimcilerin yaşadığı semtlere saldıranlarla omuz omuza alanı doldurdular.

- Fetö'cü operasyonları bahane edip sol, sosyalist, devrimci, muhalif kesimlere karşı başlatılan "cadı avı"na onay verdiler.
- 6 milyon oy alan bir partinin dışlanmasını önemsemediler.. Buna bir de sıkılmadan demokrasiye sahip çıkma kulpu yapıştırdılar.
- Cumhurbaşkanının "isteseler de, istemeseler de Taksime o kışlayı yapacağız" sözünü duymazdan geldiler…

Sonuç olarak, 8 Ağustos Yenikapı Mitinginin tarihini bir yere not edelim. Zira AKP, MHP ve CHP'li yöneticilerin Yenikapı mitingi öncesinde kapalı kapılar ardında, gelecekle ilgili bazı pazarlıklar ve tasarımlar yaptıkları ve yakın zamanda bu üç partinin oluşturacağı bir "Milli Birlik Hükümeti" veya "Restorasyon Hükümeti" kurma fomülü üzerinde de epeyce yol aldıkları anlaşılıyor.. Emek cephesi, demokrasi cephesi, kendisini bu cephede gören her birey ve kurumun, kuruluşun biran önce yaşananlara karşı ortak bir duruş ve tavır alması son derece kaçınılmazdır…

Aşk ile…
8 Ağustos 2016

Aleviler Bu Ihanetin Takipçisi Olacaktir!

Erdal Yıldırım
Alevi Dernek, Örgüt, Dergah, Cemevi, Kültür Merkezi ve Yöre Dernek Yöneticilerine Çagridir !…
Siz yurt içi ve yurt disinda bu kurumlarin yöneticileri olan canlar, büyük Alevi düsmaninin sarayinda iftara katilip, sonrasinda boy boy poz veren, yillardir Alevilerin ve Alevi toplumunun, örgütlerinin sayesinde yasamlarini sürdüren, hatta kimisinin bu sayede ekonomik olarak belli bir güce de ulastigi, kendisine sanatçiyim diyen ve isimleri belli olan kimi saray yandaslarini, menfaat ve rant düskünlerini, bundan sonraki süreçte “yemekli gece, konser, dügün, piknik ve festivallere, cemlere, yani etkinliklerinize” davet etmeyerek hem görev ve sorumluluk bilinciyle hareket etmis olursunuz, hem de bu zavallilara özenecek birileri olacaksa, onlarin bu tavirdan vazgeçmesine yardimci olursunuz.

Emevi zihniyetin temsilcileri ve memurlari, Alevi düsmanliklarini bu sahte iftar yemeginin hemen sonrasinda Alevilerin “Asure” dagitmasini da yasakladilar. Bu gerçekler ve yasananlar ortadayken, Alevi kökenli olup, Alevi toplumu, Alevi örgütleri sayesinde yasamlarini sürdüren, belli bir ekonomik güce de kavusan bu sanatçi, ya ya da sanatla ilgili kisilerin sarayin baskisina, yalanlarina kanmasi son derece üzüntü vericidir. Bir o kadar da bu kisililerin zaaflarini ortaya koymaktadir.

O Emevi zihniyet ki, yillarca birlikte yol yürüdükleri FETÖ için bile menfaatleri çelisince “görmedik, duymadik, konusmadim, kandirildim” diyendir. Bu takiyyecilere inanip Bestepe’deki iftara giden, saray dalkavukluguna, adeta padisahin soytariliga soyunan, katilimcilarin isimlerinin kamuoyuna paylasilmadigi, tespit edebildigimiz bazi Alevi kökenlilere Hüseyin Dedegarkin (Dede), Cengiz Özkan (Sanatçi), Ümit Yilmaz (sanatçi), Onur San (sanatçi), Hasan Saltik (Kalan Müzik) umuyor ve inaniyorum ki, Alevi örgütleri, Alevi toplumu bu yasananlari dikkate alir ve bunlara bundan sonraki süreçte hak ettikleri gerekli yaniti bizzat yasamin içinde verir.. Iftara katilmak için külliyenin kapisina kadar gidip, kapidan dönen Muharrem Temiz de, niçin oraya gittigini ve neden geri döndügünü Alevi kamuoyuna açiklamalidir.

Alevi toplumu bu ihanetin, bu isbirliginin, bu saraya hizmet eden tavri gösteren bireylerin de, durumun da takipçisi olacaktir..

Ask ile…
17 Ekim 2016

Çocuklara Kıymayın Katiller!

Erdal YILDIRIM

“Deniz kabuklarıyla geldiğinde güz,

Sis üzümleriyle, dağ öbekleriyle,
Gözlerine hiç kimse bakmak istemez,
Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok”
F.G.Lorca
Bundan aylarca önce de Suriye'de vahşi emperyalistlerin kurduğu, desteklediği ve dünya halklarının başına bela ettiği Işid, ÖSO, El Nusra, El Kaide, Ahrar üş-Şam vb gerici, selefi çetelerin katliamlarından, ölümden kaçan ve yollarda yaşamını yitiren binlerce kişiyi gördük, duyduk, okuduk. Bunlardan biri Bodrum sahillerinde ölen Kobane'li, 2 yaşındaki bir çocuk AYLAN KURDİ'ydi.

Bizler daha Aylan Kurdi'yi unutmadan, devam eden savaş koşulları her gün yeni ölümleri, acıları, dramları dünya kamuoyunun gözleri önüne serdi. Dünden beri medyada, basın yayın organlarında ve sosyal medyada bir çocuğun görüntüleri paylaşılıyor. Halep şehrinin bombalanmasından sonra enkaz altından yaralı kurtulan 5 yaşındaki bu çocuğun, yani Halep’li Omran'ın korkmuş, şaşkın ve masum bakışlı görüntüleri.

Bu resmi gördükçe benim gibi milyonlarca insanı da sinirlendiren, hatta nerdeyse kanımızı donduran ilginç ve tuhaf bir yanı var bu görüntülerde. O da şu: Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ve timsah gözyaşı döken emperyalistlerin, kâr ve para hırsı bitmeyen bu savaş baronlarının, dört bir tarafta ölüm emirleri yağdıran katillerin, Omran'a üzülüyormuş gibi verdikleri pozlar.. Ve sahtekarlık kokan, yapmacık demeçleri.. Alçaklar sürüsü hiç utanıp sıkılmadan üzülüyormuş gibi yapıyor ve hatta konuşuyorlar.

Asla utanmıyor ve sıkılmıyorlar. Oysa biz, Hiroşima'da ölen 8 yaşındaki kızın da, Kobani'li Alyan'ın, Halep'li Omran'ın, Madımak'taki Koray'ın, Lice'li Ceylan Önkol'un, Kızıltepeli Uğur Kaymaz'ın, 15 yaşında bir fidan Berkin'in de, bu savaş tüccarları, vahşi emperyalist itler tarafından veya onalrın uşakları, piyonları tarafından öldürüldüklerini iyi biliyoruz. Ölüm emirlerini bu insanlık düşmanlarını bizzat verdiğini de iyi biliyoruz.

Bizler dünyanın dört bir yanında, Uzak Asyada, Afganistan, Pakistan ve Kamboçya’da, Orta Doğu coğrafyasında Irak, Suriye ve Filistin’de, Latin Amerika’da, Afrika’da Ruanda, Kongo, Nijerya’dai kısacası emperyalistlerin sömürgeleştirdikleri veya sömürgeleştirmek istediklerde ülkelerde yüzlerce binlerce insanın, çocuğun savaşta öldürüldüklerini iyi biliyoruz. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, savaşlarda en çok çocuklar ölüyor. Çocuklar sakat kalıyor, yaralanıyor, travma geçirip psikolojileri bozuluyor, cinsel saldırılara uğruyor, çoğu da evsiz yurtsuz kalıyor.

Ülkemiz de son yıllarda bizzat devletin güvenlik güçleri tarafından onlarca, hatta yüzlerce çocuğun kurşunlar, mayınlar, savaş uçakları, bombalamalar ve faili meçhullerde(!) katledildiklerini de iyi biliyoruz..

Umuda yolculuk sırasında Bodrum’da Ege sularında yitirdiği eşini ve çocukları Galib ile Alyan Kurdi’yi toprağa verirken “Hiçbir şey beni teselli edemez. Dünyayı verseniz, ölen yavrumun acısını unutamam. Ailem için hayallerim vardı ve ailem yok oldu. Ruhumu, aklımı ve duygularımı gömdüm.” diyen Suriyeli babanın feryatları kulaklarımızda çıkmazken, şimdi de toz toprak içinde enkazdan sağ çıkan Omran'ın görüntülerini paylaşan, resim çekmeye çalışan tüm insanlık düşmanı siyasilerin döktükleri timsah gözyaşları asla bizleri kandıramaz. Katilerin duygu sömürüsü yapmaya çalıştığı bu görüntüler olsa olsa, gerçek bir toplumsal barıştan yana olan bizlerin, daha fazla hiddetlenmesine, kinlerinin bilenmesine ve öfkemizin büyümesine yol açar.

Bu kin ve öfkeyle hep bir ağızdan haykırıyoruz! Ey insanlık düşmanları çocukları öldürmeyin! Şeker de yiyebilsinler! İnsanlara, insanlığa kıymayın! Ve de sakın ola ki, timsah gözyaşları dökmeyin katiller!
19 Ağustos 2016

Cadı Avı

Erdal YILDIRIM

Kriz Dönemlerinin Sevilen Silahı: Cadı Avı

  "insan yüzü güzeldir / çirkindi bunlarınki

insan yüzü sıcaktır / soğuktu bunlarınki

elleri el değildi / eli andırıyordu

gözleri göz gibiydi / bakışsızdılar

göğse benzer / bir kafesti taşıdıkları

içinde yürek yoktu / çirkindiler

korkaktılar / yarınsızdılar"

H.H. Korkmazgil

 

15 Temmuzda Fethullah Gülen cemaati tarafından gerçekleştirilmek istenen askeri darbe girişimi sonrası başlatılan operasyon ve soruşturmalar, gördüğümüz kadarıyla bir cadı avına dönüştü, dönüştürülecek.  İktidar, Fetö'cü darbecilere karşı mücadele bahanesi ile yaptığı soruşturma, kovuşturma ve uygulamalarında, muhalif kesimleri terbiye etme, kitlesel bir korku ortamı yaratıp gözaltı ve tutuklamalarla hukuk kavramını ve içeriğini boşaltmayı hedefliyor. Diğer yandan da haksız ve hukuksuz takiplerini sürdürerek, muhalif kimliğiyle tanınan devrimciler, sosyalistler, aydın, yazar, sanatçı, sendikacı, aktivist, siyasetçi ve öğrencileri gözaltına alıyor, tutukluyor, ya da işten el çektiriyor. Tüm bu operasyonları da “kitlesel histeri” oluşturacak şekilde gerçekleştiriyor.   Anımsayalım, başta yüzlerce rektörden istifalarını istediler ve aldılar. Sonra uygulamaların şekil değiştirdiğini, hergün bir yerlerde gençlerin gözaltına alındıklarını, tiyatrocu, eğitim emekçisi ve memurlara “Fetö’cü” bahanesiyle işten el çektirildiğini görüyor, okuyor ve duyuyoruz. OHAL yasası kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle, muhalif basın yayın organları kapatılıyor. Bu operasyon ve uygulamalar sonucu çeşitli kamu kuruluşlarında çalışan bireyleri yıldırma, sindirme hedefleniyor; ayrıca bireyin özlük haklarının gasp edilmesi, sendikal çalışma ve çalışma güvencelerinin ortadan kaldırılması ve giderek bir tasfiye etme süreci yaşanıyor. Daha dün İstanbul Büyükşehir Belediyeleri Şehir Tiyatroları ve devlet tiyatrolarında yıllarca sanata emek vermiş, darbelere, gericiliğe ve faşizme karşı mücadele etmiş birçok muhalif kimlikli tiyatrocunun işlerine son verildi. Geçtiğimiz günlerde de yine İzmir ve Ankara’da Eğitim-Sen üyesi iki eğitim emekçisine görevden el çektirildi. Sayı her geçen gün artıyor ve öyle gözüküyor ki, daha da artacak.. Adeta yıllardır bir “Gezi Ayaklanması” intikamı ve öç alma duygusuna sahip iktidardaki bu zihniyet, kendisinden olmayan herkese düşmanlığını katmerleştiriyor. Uygulamalarıyla muhalif birey, kesim ve kitleleri terörize etme, daha çok baskı altına alma, korkutma, sindirme ve zindanlara doldurma politikasını her geçen gün ağırlaştırarak sürdürmeye kararlı olduğunu da rahatlıkla görüyoruz.  Bu noktada tüm soldaki muhalifler, Aleviler, Kürtler, demokratlar, devrimciler, sosyalistlerle, farklı kimlik, inanç ve düşüncedeki insanlar acilen bir araya gelmeli ve bir dayanışma örgütlülüğü, mücadele direnç noktası ve birliktelik oluşturmalı, bu anti demokratik, keyfi, hak-hukuksuz uygulamalara karşı korkmadan, yılmadan, sinmeden mücadele etme yol ve yöntemlerini bulmalıdır. Ancak böylesi bir dayanışma örgütlülüğü ile demokratik kurallar çerçevesinde, meşru savunma hakkımızı kullanıp, gasp edilen temel hak ve özgürlüklere kavuşabilir ve adaletsiz uygulamalara karşı sesimizi yükseltebiliriz.   Eğer bunu başaramazsak, yani 2.Emperyalist Savaşında Nazi Almanya'sında yaşayan papaz Martin Niemöller'in sözlerini unutursak, yarınlar hepimiz için daha zor olacaktır. Ne diyordu papaz Niemöller? Bir kez daha anımsayalım:

"Naziler  komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları aldıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat da değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü ben sendikacı da değildim.

Bir gün benim için geldiklerinde bağırdım, çağırdım, ama sesini çıkaracak kimse kalmamıştı." Bugün yapılması gerekenler kime yapılırsa yapılsın her türlü işkence ve hukuksuzluğa karşı çıkmak,  demokrasiden yana ve barışçı bir kitlesel direniş örgütleyebilmek için ülkedeki toplumsal muhalefeti temsile edenlerin, yaşananları iyi gözlemlemesi, yapılanları doğru tespit etmesi ve buna uygun bir mücadele sürecini ilkeli, prensipli bir dayanışma ile örmesidir. Yarın çok geç olmadan ve sesimizi duyacak tüm sesleri yitirmeden.. Aşk ile 3 Ağustos 2016

Yol TV

Yol Club

Yazarlar


IMAGE

Asure ve Laiklik
Salı, 25 Ekim 2016
Turan Eser Ankara...
IMAGE

Reina katliamını lanetliyorum
Pazar, 01 Ocak 2017
Ali Kenanoğlu...
IMAGE

Benim Oy'um, HAYIR!
Salı, 24 Ocak 2017
Aliekber...
IMAGE

Saraç'tan suç duyurusu çağrısı
Cuma, 03 Nisan 2015
Nejdet Saraç...
IMAGE

Türkiye’de Alevi olmak
Perşembe, 13 Mart 2014
Ercan Geçmez...
IMAGE

AKP Halka Hesap Verecek
Salı, 05 May 2015
GÜLBEY KÖSEOGLU...
IMAGE

Xızır Orucu
Perşembe, 16 Şubat 2017
Ali Rıza Ulucan...
IMAGE

ADOLF TAYYİP ERDOĞAN KÖLNDE ÇOK MUTSUZDU
Pazar, 25 May 2014
Alaattin Şahan...
IMAGE

Biz Berkin'iz. Ağlama ulan, ses ver!
Perşembe, 13 Mart 2014
Ece Temelkuran...
IMAGE

Kapanmayacak Bir Yara
Cuma, 04 Temmuz 2014
Murat Meriç...

Link1 | Link2 | Link3

Copyright © 2014. All Rights Reserved.